Anasayfa arrow Haberler arrow Balıkesir'de gazeteler siyah çıktı
Cuma, 20 Haziran 2008

 Balıkesir'de gazeteler siyah çıktı

Balıkesir’de yayınlanan yerel gazeteler bugün siyah sayfa ile çıktı. Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti’nin (BİGC) çağrısı üzerine duyarlılıklarını ifade eden gazeteler, büyük puntolarla, “Yerel basın bir gün size de lazım olabilir. O sesi susturmayın” yazılı siyah sayfalarla yayınlanarak, ihale kanunuyla ilgili yasa tasarısına tepkilerini ortaya koydu.

Balıkesir’deki yerel gazeteler, ”Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına” tepki gösterdi. BİGC Başkanı Ramazan Demir ise ilgili tasarının gerçekleşmesi halinde, bunun Anadolu basınının idam fermanı olacağını bildirdi. BİGC, hükümet ve milletvekillerine, “Anadolu basınının idam ipini çeken siz olmayın” diye çağrıda bulunurken, ilde yayınlanan 20 yerel gazetenin duyuruya tam sayfa olarak yer verdiği bildirildi.

BİGC Başkanı Ramazan Demir, Anadolu’daki yaklaşık bin 300 yerel gazetenin kapanmasını gündeme getirecek değişiklik taslağında gerekli düzenlemelerin yapılmaması halinde, aileleriyle birlikte 50 binin üzerinde kişinin ekmek kaygısı taşıyacağını, ayrıca, şeffaflığın da zedeleneceğini söyledi. Resmi ilan yayınlama vasfı taşıyan yerel gazetelere SSK, Bağ-Kur vevergi gibi yükümlülükler getirildiğini hatırlatan Demir, “Gazetelerimiz devlete karşı olan bu ödevlerini eksiksiz yerine getirmekte prim ve vergilerini peşin olarak ödemektedir. Eğer bu tasarı kabul edilirse, devletimiz ekonomik kayba uğrayacağı gibi kayıt dışı ekonomi de teşvik edilmiş olacaktır” dedi.

Ramazan Demir, Anadolu basınının, ‘idam fermanı’ niteliğinde olduğunu yinelediği yasa tasarısına karşı Balıkesir basınının, tek yürek, tek ses olarak gösterdiği tepkiyi ise mesleki dayanışmanın en güzel örneği olarak değerlendirdi.

Kaynak: İlkhaber Gazetesi

Bandırma, Bandırma Haber, Bandırma Eğlence ve Yaşam Sitesi Balıkesir'de gazeteler siyah çıktı - Bandırma, Bandırma Haber, Bandırma Eğlence ve Yaşam Sitesi


Görüntüleme sayısı: 15196

Yorumlar (20)
RSS yorumları
1. 26-12-2009 13:15
 
null 
Gazeteci Cihan Hayırsevenerin öldürülmesinde de, Balıkesir Basını ortak tepki koyabilseydi ve SİYAH çıkabilseydi anlardım. Ekonomik çıkarda birleşenler, neden sosyal amaçlarda birleşemiyor dersiniz?
Misafir
 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
2. 19-01-2010 01:51
 
insanımız o tepki belleklerini yitirdiki be narin /necati-
Misafir
 
necati dağ
3. 24-02-2010 08:26
 
Şenay ÇOBANOĞLU  
 
MUHTARLIKLAR GÜÇ ŞARTLARDA ÇALIŞIYOR,HABERİN VARMI;  
 
BİZ MUHTARLAR,ÜLKEM VE ÜLKEMİN İNSANLARININ,RAHATI VE HUZURU İÇİN,GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞMAKTA OLAN,GÖNÜLLÜ ERLERİZ;  
 
Biz muhtarlar,devletin ilk halkıyla bulüştüğü ve devletin diğer kurumlarıyle,halkımızın sorunlarını aktarması için bir köprü vazifesi kuran,devletimizin küçük bir birimiyiz.Bizlerin vazifesi 24 saat'tır,ailemizle birlikte,tüm gün nöbet tutarız.Rahatımız yok,çilemiz çok.Bundan gocunmuyoruz.Hizmet allah içindir.(Halka hizmet,hakka hizmet),anlayışıyla yapıyoruz.Eğer o gün bir vatandaşımızı yüzünü güldürebilsek o gün,insanların en mutlu insanı olarak kendimizi telaki ediyor,eve döndüğümüzde,kendimizi huzurlu hisseder,sorumluğumuzu yerine getirmiş olduğumuzu,vijdanende kendimizi rahat hissederiz.Bizler bu sevda içinde,ülkemize ve halkımıza hizmeti boynumuzun borcu olarak biliriz.Bunun manevi değeri çok büyüktür,bu hizmetin karşılığı,maddi değerlerle ölçülenemez.Ancak bunu yaşıyan bilir.Bizler her gün bu durumu yaşamaktayız,ne mutlu bize.Bugünlerde meclisete,görüşülmekte olan,muhtarlarla ilgili,kanun teklifinde,bu hususları göz önüne alarak,büyüklerimden,bu durumu hasasiyetle yaklaşmalarını ve değerlendirmelerini bekleriz.Bugün bir gazetede,biz muhtarlar hakında bir kanun taslağı hazırlamiş,okuduğunu okudum,azkalsa şok olacaktım.Bir aydır görüşebileceğim,yerlerle görüştüm,bazı mahali gazetelere biz muhtarların ne zorluklar içinde olduğunu,bu kurumun görevini ne kadar zor şartlar altında sürdümekte oğlumuzu,yetkileri elinden alımış,ikiyüze yakın devlete karşı olan sorumluklarını, yerine getirdiğini,yaptığı mesaisinin ailesiyle birlikte, yirmi dört saat olduğunu ,tüm büro harcamalarının kendi cebinden harcadığını,aklımın erdiği kadar dilimin dödüğü kadar anlatmaya çalıştım.Bazı millet vekilleri bu hususta meslis başkanına bazı teklifler verdiği halde,maalesef yukardakiler bizlerin bu sesini duymamazlıktan gelerek kendi bildikleri gibi biz muhtarlar hakında kanun taslağı hazırlamış olduklarını gazetede okuyunca şok oldum.Bizler diyoruzki bizlere yetki verin,çalıştığımız büroları yeni çağa uygun olarak düzenleyin,bizler ülkemiz ve ülke insanlarımız için güzel şeyler yapabilelim.Halkımız çoğu devlet sorununu biz muhtarlık kurumlarında çözebilsin.Biz muhtarların polrolası halka hizmet hakka hizmet anlayışıdır.Bizlerin elimizi kolumuzu bağlıyarak,güç ekonomi şartlar altında halkımızın sorunlarını nasıl çözebiliriz.Bu kurumlar bu durumuyla işlevsiz ve halkın sorunlarını çözmek durumunda yetersiz kalmaktadır.Siz büylerimden elliüçbin muhtar adına istirham ediyorum,bu demokrasi açılımında biz muhtarların görev ve salahiyeti hakında bazı düzenlemeler kesinleşmeden,bu kurumların yetki ve maddi durumlarının iyileştirmesini,temenli ediyor,saygı ve şükranlarımı 
Misafir
 
Şenay ÇOBANĞLU
4. 15-03-2010 19:48
 
Şöyle bir haberleri izledim.Bugün bu ilçemizden bir sürü kişi avrupa ülkelerine çalışmaya gitmektedir.Hiç unutmam,almanya türkiyeden işçi,çalışmaya götürürken,ağabeyimin sağlık kurulundan sağlam raporualırdı,ve buda yetmezmiş gibi, ağabeyimin ağzını açıp,dişlerine bakıyorlardı,eğer yok olan dişi çok varsa, ağabeyim almanyaya gidemiyecekti.Afedersiniz hayvanların ağızlarına bakar gibi, dişlerimizin, sağlam olup olmadığını kontrol ederlerdi. Ağabeyim almanyaya gitti,Kendisi diyorki ben almanyaya , ayak basar basmaz, ilçemi özlemeye başladım.Bir sefer , çevrem bana yabancı.Onların konuşmasını bilemediğim için,afedersiniz, bir hayvan gibi ,bizlere muamele ediyorlardı. İşaretlerle biri birimizi anlamaya çalışıyorduk. Neyse uzun bir zaman geçti, bu zaman içinde domuz çifliklerinde temizlikcilik yaptım. Bahçelere gittik meyve topladım. Yani kısacası ,lüzümsüz işleri bizlere yaptırıyorlardı.Türkiyemi özlemiştim,Okunan ezana hasret kalmıştım, Bayrağımın üzerimde dalgalanmasına hasret kaldım.Kendi kendime ,söyler dururdum.Benim ülkem ve benim ülke insanım gibi yok, yeryüzünde.Orada adamlar robot gibi, işe giderler, robot gibi işten, meyhaneye gidip sabahlarlar.Halbuki ülkemizde ,işten gelince seni evinde bekliyen bir hanımın ve çocukların var.Onlarla zaman geçiriyor insan.Ülkemizde bizleri biri birine bağlıyanbağlar çok,orada bu bağlardan sözedemezsiniz. Bu yüzden ,ülkemin değerini ben orada çok iyi anladım.Şimdi kalıcı olarak ülkeme geldim. Kendime bir iki göz ev yaptım.Tabi çok yaşlandım.Gençliğimin en güzel yıllarının gavur memleketlerde geçirdim.Şu an ailemle ve çocuklarımla ayrıca eş ve akrabalarımla çok mutluyum.Çok şükür memleketimdeyim.Ölürsem gam yemem.Bizim ülkemiz gerçekten anlı, şanlı bir ülke. 
İşte bu ülkemin şimdi üzerinde, dış güçlerin ve onların ülke içinde iş birlikcileri var. Bu ülkenin huzur bulmasına mani olmaktadırlar.Allah bu dış ve iç düşmanlara ,fırsat vermesin.Ülkemi seviyorum.Şükranlarımı iletiyorum.
Misafir
 
Sinan
5. 16-03-2010 08:28
 
02 Mart 2010 Salı 12:59 
Bölgemizde Mecburi Hizmet 
Hakkarideki hekimlerin neredeyse tümü, Hakkariye bağlı ilçelerdeki hekimlerin hemen hepsi mecburi hizmet yükümlüsü. Van merkezde durum biraz iyi... 
Bölgemizde mecburi hizmetle ilgili sorunlar artarak devam ediyor. Doğu Anadoludaki hekimlerin büyük çoğunluğu mecburi hizmet nedeniyle bölgede bulunuyorlar. Hakkarideki hekimlerin neredeyse tümü, Hakkariye bağlı ilçelerdeki hekimlerin hemen hepsi mecburi hizmet yükümlüsü. Van merkezde durum biraz iyi, o da üniversite Araştırma Hastanesinden kaynaklanıyor, %50 civarı hekim mecburi hizmetli. Fakat özellikle sağlık ocakları ve Vanın ilçeleri de yoğunluklu olarak mecburi hizmet yükümlüsü meslektaşlarımızdan hizmet alıyor. 
 
Cumhuriyet hükümetleri Doğu Anadoluda mecburi görevlendirmelere maalesef çare bulamıyor. Çok güçlü biçimde iki dönemdir iktidar olan bu hükümetin sorunu çözebileceğini ilk başta düşünsek de, çok zor kanunları da meclisten geçiren, açılım gibi zor konulara bile el atabilen hükümet ve onun tarihe geçmiş 7 yıllık sağlık bakanı mecburi hizmet sorununu bir türlü çözemiyorlar. 
 
Mecburi hizmet sistemi iyi çalışıyor mu? Hayır. Sık sık gazetelerde, internet haber sitelerinde şu ücra il veya ilçede ilk defa uzman atandığını, şu kadar uzman hekime ilk defa kavuştuklarına dair haberler okuyor ve izliyoruz. Ama arkasını, sonrasını izleyen hiç yok. Devletin yetiştirilmesi için onca emek ve maddi destek verdiği bu insanları, hekimleri maksimum faydalanacakları ve hizmet üretebilecekleri yerlere yerleştirmesi gerekirdi. Küçük ilçelere gönderilen KBB, Kadın-Doğum, Cerrah vs. gittikleri yerlerde ne yapabilirler ki? Öncelikle iyi işletilemeyen hastanelerde problem var. Zaten kendisi de mecburi hizmetli ve gitmek için gün sayan, çetele yapan mecburi hizmetli Başhekim, nasıl ihale yapsın, nasıl malzeme alsın, nasıl hastanesine sahip çıksın ki. İhale yapmak ateşten gömlek giymek gibi. Hastanelerin gelirlerine göz dikmiş o kadar çok çapulcu, kötü niyetli insanlar var ki, bunlar siyasilerden de destek alarak hastaneyi soyup soğana çeviriyorlar. Sık sık başhekimler ve yardımcıları tehdit edilip görevlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Hastane içine yerleşmiş, kalıcı, o bölge insanı müdür, mutemet ve satın almacılar zavallı hekim arkadaşlarımızı parmağında oynatıyorlar. En ufak problemde de evraklarda meslektaşlarımızın imzası olduğundan diğer personelin değil meslektaşlarımızın başı ağrıyor, mahkemelerle uğraşıyorlar. 
 
Yeterince malzeme, personel, uygun ortam bulamayan meslektaşlarımız birçok hastayı sevketmeye başlıyor. Bu durum kendisinde de büyük bir mutsuzluk, mesleki tatminsizliğe yolaçıyor. Bir müddet sonra kendisini yalnızca kolay çözülebilecek basit hastalıklarla uğraşan ve biraz problemli hastayı sevk eden sevk memuru olarak görmeye, hissetmeye başlıyor. Halbuki mecburi hizmete gelmeden önce ne hastalar bakmış ne ameliyatlar yapmıştı, ama şimdi kendisinin burada köreldiğini, mesleğinde gerilediğini ve tek çarenin bir an önce buradan kaçmak olduğuna inanmaya başlıyor. 
 
Mecburi hizmete gönderilen evli meslektaşlarımızın bir kısmı eşini ve çocuklarını da getirmiyorlar. Ciddi sayıda bölünmüş aileler var. Eş ve çocuklar daha rahat şehir ortamında yaşamak istiyor. Hele okul çağında çocuklar varsa bu oran daha da artıyor. Çocuklara uygun kaliteli okul problemi nedeniyle de anne ve çocuklar meslektaşımızı yalnız bırakıyor. Böyle olunca verimli çalışması da azalıyor. Sık sık izin kullanıyor. Cuma öğleden sonra gidip pazartesi öğlene kadar mesaiye gelme şeklinde uygulamalara giriyorlar. Gözü biran önce şu hizmet bitsin de gideyim havasındalar. Bölge ziyaretlerimizde sık sık takvim çetelelerinin tutulduğuna şahit oluyoruz. 
 
İşin bir başka yönü de hastalar ve hasta kalitesi. Sosyal düzey düşük olduğundan dolayı ummadığınız düzeyde ağır hastalarla karşılaşabiliyorsunuz. İleri evre kanser hastaları, yokolduğunu zannettiğiniz enfeksiyon hastalıkları, ihmal edilmiş çocuk hastalar & Ancak Afrika ülkesinde rastlanabilecek düzeyde ağır malnütrisyon ve rikets hastalarına bölgede rastlayabilirsiniz. Yapabileceğiniz hemen hiçbir şey yoktur. Aile çok fakirdir alabileceği mama, gıda vs. yoktur, okuma yazmaları olmadığından bedava temin etseniz bile verdiğiniz ilacı kullanabilecek kapasitesi yoktur, size ben ne yapayım diye kıvranır durursunuz. İhtisas ve tıp eğitimi hayatında karşılaşmadığınız sepsis, şok vakalarıyla karşı karşıya kalırsınız. Neden birgün önce, birkaç saat önce getirmediniz diye sorduğunuzda aldığınız cevaplar karşısında da boğazınızda düğüm oluşur  Babası dağdan gelip getirmedi ki.. Hiç unutmuyorum bir sağlık taramasında bir köyde çok ağır pnömonili bebekle karşılaşmıştık ve hemen hastaneye yatması gerekiyordu. Ama anne ısrarla kabul etmedi, çünkü babası dağda idi, duyduğunda kendisini öldürürmüş. Çaresiz bebeğe bir iğne yapıp, şurup verip ayrıldık. Hekimlik meslek bilgilerimize tamamen aykırı bir durumdu. Şu sosyal durumun getirdiği çelişkiye bir bakın, neredeyse bebeği ölüme terketmiştik. Böyle bir ortamda hangi hekim mesleğini icra etmek ister ki diye düşünmüştüm. 
 
Özellikle son yıllarda köylüler, köy muhtarları da sağlıkçıları, meslektaşlarımızı adeta alay edercesine kullanıyorlar. Sağlık taramasına, tedaviye giden meslektaşlarımızı boş yere uğraştırıp verdikleri tedavileri uygulamayanlar çok. Bölgede hala aşılara karşı, özellikle domuz gribinden sonra daha da bir antipati var. Aşı yaptın diye sağlıkçıların üzerine yürüyenler var. Verilen ilaçları çöpe atanlar ve niye böyle yaptın diye sorulduğunda  doktora inanmıyorum, devlet batsın diye de ilaçları çöpe atıyorum diyenler var. Ama bu kış günlerinde sağlıkçıların kullanıldığı en dramatik olay ise karla kaplı köy yolunun açılması. Muhtar 112ye haber verir, acil sancıları olan ve doğum yapacak hasta var der. Zavallı 112ci meslektaşlar apar topar yola kolulur, fakat kara saplanırlar ve gidemezler, acilen köy hizmetleri, karayolları vs aranır. Kar araçları gelir, bu arada sağlıkçılarımız büyük depresyonda, hastaya bir şey olursa köylüler onları sorumlu tutacaklar diye üzülmekteler. Neredyse 8-10 saat sonra stress, aç ve üşümüş olarak köye ulaşırlar. Derhal hastayı görmek isterler. Muhtar bıyık altından sinsice gülerek  doktor bey hamilenin sancıları geçti der. Olay anlaşılır. Muhtar köyün yolunu açmak için yapmıştır bu hilebazlığı. Karşılığında ceza mı? Hayır. Ödül bile verilebilir adama. Ama sağlıkçılar gitmeseydi ne kadar ceza alabileceklerini düşündünüz mü? 
 
Evet ücra yerler mecburi hizmette ciddi mutsuzluklar, depresyonlar meydana getiriyor. Hava kararınca gidilmesi tehlikeli, hatta hiç gidilmemesi istenen, yolları kapanan yerlerde hizmet vermeye çalışan mecburi hizmet yükümlüsü meslektaşlarımız var. Büyük şehirlerde yetişmiş birçok genç hekim bu durumda adeta şok oluyor ve tek derdi buradan bir an önce gitmek oluyor. Uyguladığı tedaviler genelde baştan savma, günü kurtarmaya yönelik oluyor. Bölge için sağlığa yönelik koruyucu hizmetler hemen hiç akla gelmiyor. Öylelerine şahit oluyoruz ki, izinlerini de son gününe kadar kullanıp sonra o son günde istifa edip gidiyorlar. İstifa diyorum çünkü o bölgeye tayinle gelecek hekim mümkün olmadığından ve necburi hizmet tayin dönemini de beklemek sitemediğinden hemen hepsi istifa ediyorlar. 
 
İstifa etmek mecburi hizmetlilerin %90-95i için ancak bölgeden çıkış yolu olabiliyor. Sağlık Bakanlığı adeta bu bölgeye gönderdiği meslektaşlarımıza gitmek var, dönmek yok diyor ve diğer bölgelere tayin için paunı tutmayan meslektaşlarımız da memuriyetten ayrılmayı da göze alıp istifa ediyorlar. Batıdaki özel sağlık kurumlarının en büyük insan kaynağı bu doğuda çalışıp istifa etmiş meslektaşlarımızdır. Maalesef bu hekmler yine mecburen düşük ücretlerle çalışmaya katlanmaktadırlar. 
 
Tam gün yasasının kanunlaşması da mecburi hizmeti olumsuz etkileyecek gibi duruyor. Çünkü bölgede mecburi hizmeti bitip de bir müddet duran hekimler genellikle muayenehanesi olduğu için ve iyi para kazandıkları için duruyorlardı. Şimdi muayenehanesini kapatmak zorunda kalan hekimler de biran önce bölgeden ayrılmak istayecek ve geride kalan mecburi hizmetlilerin üzerine daha da artan sayıda hasta yükü eklenecek diye düşünüyoruz. 
 
Peki, bir de madalyonun tersini çevirip neden bu kadar sorun ve olumsuzluklar olmasına rağmen mecburi hizmet uygulanıyor diye kendimize ve Sağlık Bakanlığı yetkililerine sorduğumuzda karşılaştığımız cevap daha ideal bir sistemin olmadığıdır. Maalesef bu düşünce bazı eksiklikleriyle birlikte şimdilik doğrudur. Ama Sağlık Bakanlığı yetkilileri bu mecburi hizmet sorunuyla hiç uğraşmadıkları da gün gibi aşikardır. Zaman zaman bizlerin yaptıkları uyarı ve önerileri de hiç dikkate almamaktadırlar. Bölgeye bol bol hekim göndermek, hatta istifa ettikçe daha fazlasını göndermek ve olaya yalnızca sayısal açıdan bakmak çözüm sağlamıyor. Biran önce artık tam gün yasası da meclisten çıkıp bakanlık rahatladığına göre mecburi hizmetin de değiştirilmesi gereklidir diye düşünüyoruz. 
 
İlk başta bölgeye gönüllü ve kalıcı hekim bulunmalı diye düşünüyoruz. Az olsun ama bölgeyi sahiplenen ve canla başla çalışan hekimlere ihtiyaç var. İlginçtir hemen her ilçede böyle nadir meslektaşlarımız var ve sayıları artırılmalıdır. Nasıl olacak? İlk önce sözleşmeli hekimliği daha da cazip hale getirmeliyiz. Şehirden köye kadar artan oranda puanlama yaparak çok cazip ücretlerle en az 5 yıl çakılı olarak iyi ücretlerle ve ücretin ancak %40ı kadar performansla ve aylık 10.000 TL den az olmayacak ücretlerle hekim istihdam edilmelidir. Meslektaşlarımıza sorduğumuzda bizim aldığımız önerilerden en önemlisi bu olarak gözükmektedir. 
 
Mahrumiyet bölge tazminatı. Hekimleri bölgede çalıştırmaya özendirmek için acilen ciddi oranlarda maaşlara yansıyacak mahrumiyet bölge tazminatı devreye sokulmalıdır. Oranlar yine dişe dokunur biçimde şehirden köye artırılmalıdır. Şimdi olduğu gibi şehirde çalışanla köyede çalışan arasında 100-150 TL gibi komik farklar olmamalıdır. Böylece mecburi hizmete gelecek hekimler, zor bölge ama iyi para kazanıyorum diyebilmeliler. 
 
Görev yerinde askerlik. Zaten çok zor bir bölgede çalışan meslektaşlarımızı bu bölgeden Hakkariden, Yüksekovadan, Özalpten alıp da Samsunda, Ispartada ve benim gibi Girnede askerlik yaptırmak, bu meslektaşları burada tatil modunda ve az parayla görev yaptırmak inanın başka ülkede olmayacak bir gariplik, komik bir durum. Bölgemizdeki hekimlerin hemen hepsi bulunduğu yerde askerlik yapmaya çok sıcak bakıyorlar. Bu memlekette daha önce de diğer meslek gruplarına uygulanmış bir uygulama, niye hekimlere uygulanmaz anlamakta güçlük çekiyoruz. Acemi eğitiminden sonra meslektaşlarımız yine şehir merkezlerindekiler daha uzun ve köydekiler daha kısa olmak üzere bulundukları yerde askerlik görevlerini yapmış sayılmalıdırlar. Böylece hekimler bölgede en az 1,5 yıl daha kalmış olacaklar ki bu bölgemiz için bilenler bilir çok büyük bir kazanç olacaktır. Gittiği yerde de 2,5-3 yıl çalışacağını, kalacağını bilen hekim daha verimli olacaktır. Yıllardır söylüyoruz, lütfen yetkililer sesimizi bu kez duysunlar. 
 
Altyapı ve organizasyon. Hakkını yemeyelim Sağlık Bakanlığı son yıllarda ciddi biçimde hastane yapıyor bölgemize. Birçok hastane yenilendi, iyi para harcandı. Ama bunların iyi organizasyonu yapılamıyor. Bu hastanelerin işletimesi daha profesyonel ve işi bilen kişiler eliyle yapılmalı. Gelir gider iyi hesaplanmalı. Kamu Birlikleri Yasa Tasarısı geliyor diyeceksiniz. Ama bizim kastettiğimiz bu yasadaki uygulamalar değil. Bizce hastaneler özellikle bizim bölgemizde her zaman devlette kalmalı. Fakat daha merkezi ve iyi yönetilmeli. Kesinlikle ihaleler tek merkezden, Sağlık Müdürlüğü bünyesinde kurulacak ve içinde çeşitli kurumların yeralacağı üyelerin bulunduğu objektif bir kurul tarafından yapılmalıdır. Başhekimler parasal işlerden mümkün olduğunca arındırılmalı ve yalnızca idari işlere yönlendirilmelidir. 
 
Rotasyon. Özellikle zor hastanelere, kritik yerlere şehir merkezlerinden uzman hekimler destekte bulunmalıdırlar. Böylelikle hasta sevki yerine, bulunduğu yerde elektif vakalar biriktirilerek ilgili yerel hekim ve misafir uzman hekim birlikte hastaları tedavi etmelidirler. Rotasyonda düşündüğümüz rastgele meslektaşlarımızın ücra yerlere gönderilerek rahatsız edilmesi değildir. Tam tersine birlikte yani kollaboratif çalışma kastedilmektedir. Tam gün yasasının hükümleri de buna uygun gözükmektedir. Hatta bu rotasyona üniversitenin hocalarının da isteyerek katılınması sağlanmalıdır. Bizim bölgemiz için örnek verecek olursak, Hakkarideki elektif üroloji vakaları bir günde toplanıp, üniversitemizden bir hocamız buraya gelerek meslektaşıyla birikte yeni yapılmış ve kullanılmayı bekleyen Hakkari Devlet Hastanesinde beraber vakaları ameliyat edebilirler. Yenidoğan hocası, yenidoğan yoğun bakım biriminin hastalarını konsülte edip o ünitenin eğitim ve düzenlenmesi işlemlerini de yapabilir. 
 
Sonuç olarak bölgemizde mecburi hizmet hala ciddi bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Yukarıda bir kısmını bahsettiğimiz alınacak tedbirlerle bu sorunun hem hekimler hem de halk lehine hafifletilmesi ve daha güzel bir çalışma ve sağlık ortamı meydana getirilmesi mümkündür. Bu konuda sağlığı yönetenler yerel sağlık idarecileri, hekimlerin en güçlü sivil toplum kuruluşu olan tabip odaları ve hekimlerin bizzat kendileri ile temasa geçerek biran önce harekete geçip uygun düzenlemeleri yapmalarını beklemekteyiz. Bu konuda katkı vermeye de her zaman hazırız. 
 
Prof. Dr. Ercan KIRIMİ 
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi 
Neonatoloji Bilim Dalı Başkanı 
Van-Hakkari Tabipler Odası Başkanı 
Türkiye Milli Pediatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi
Misafir
 
BİR HEKİMİN FERYADI
6. 29-09-2010 09:07
 
Hasan diyor ki:  
01 Haziran 2010, 20:15  
BİR YAZARIN KALEMİNDEN, BİR MUHTAR POTRESİ; 
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.? 
Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba? 
Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba? 
(Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba? 
Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba? 
Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır. 
Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan, Örneğin; 1- Mahallesine mahalle sakinlerinin yeteri kadar aktevitelerinden istifade edecek büyük bir aile parkı yaptırmış. 2- Mahalle sakinlerinin şehre gidiş ve dönüşleri için, bir münübüs hattını, mahallesinden geçirmek süretiyle, vatandaşlarının ulaşım sorununu çözmüş. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırması. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki park içine beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmetilerini alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kalan, kanalizyonlarını bitirmesi. 8- Mahallesinin sokalarının her yerinin, pırıl pırıl ışıklandırmasını sağlamak ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması. Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLUndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma. 
1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur. 
Mesleğini seven bir kişi,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi; 
Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak bende huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elimden gelen her fedeykarlığı yaparım, ve öylede yapıyorum, yoksa muhtar olarak kendimi huzurlu hisedemiyorum, cümlelerini söyletiyor ona. 
Kendisi bir emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakka hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır. 
Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır. 
Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor. 
Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır. 
Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı. 
Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güze düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır. 
Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde; 
(Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden fedakar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzde de var olduğunu toplumumuzun insanlarına bidirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır. 
Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLUunu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum. 
Yazar Alinin kaleminden.
Misafir
 
Hasan
7. 02-10-2010 15:42
 
Hasan VAROL / 27 Eylül 2010 21:59ÖRNEK MUHTAR 
Yunus DENİZ - Kayseri diyorki : " Örnek muhtar; " Ali 2010-06-01 
BİR YAZARIN KALEMİNDEN, BİR MUHTAR POTRESİ;  
Birilerin derleriyle detlenebilen toplumumuzda kaç kişi vardır.Yaralarının sarılmasını bekliyen, acılarının dindirmesini istiyen, iniltilerini duyan ne kadar insan var acaba.? Mahallemin mutluluğu benim mutluluğum, mahallemin insanlarının mutsuzluğu benim mutsuzluğum, yiyebilen babağiyit sayısı nedir, acaba? Mahallesinin proplemleriyle uğraşmaktan, ihtiyaçlarını gidermekten,gençlerin kahve köşelerinden kurtulması için çaba sarfeden, kaç tane mahalle muhtarı vardır acaba? (Komşusu aç iken, tok olan bizden değil.) hadisi şerifin neler ifade ettiğini düşünerek, hayatını sürdürmeye çalışan, kaç aile vardır acaba? Sarılacak yaraların nasıl sarılması gerektiğini, ve kimlerle birlikte sarılmasını düşünerek haraket edene toplumun arzu ve isteklerini, hayatının birinci sayfasına yazabilen kaç tane mahalle muhtarı gösterebilirsiniz acaba? Mahallesinin yeşil alanlarının çoğalmasını, cadde ve sokak isimlerinin belirlenmesini, insanların rahlıkla cadde ve sokaklarda dolaşa bilmesi, için ortam hazırlıyan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Seçildiği günden beri mahallesindeki eksiklikleri gidermek için çalışan,Muhtarımız çalişmalarını,şöyle sıralamaktadır. Örneğin; 1- Mahallesine mahalle sakinlerinin yeteri kadar aktevitelerinden istifade edecek büyük bir aile parkı yaptırmış.Mahallesinin içinde oksijen dolu bir yeşil ortam meydana getirmiş, mahalle sakinlerimiz, her sabah sporunu yapıp, sabah kahvaltılarını aileleriyle birlikte, parkta ki kamalyalarda huzur içinde yapmalarını sağlıyan bir ortam oluşturmak, burda apartman dairelerindeki, kopuk olan komşuluk ilişkilerini pekiştirmek. 2-Mahallenin iki cadde kenarında ikamet eden, aile sakinlerinin, şehire gidiş ve gelişindeki ulaşım sorunu, büyük şehir belediye başkanınla görüşerek, bu caddelere bir münübüs hatını bu caddeden geçirerek, burda oturan sakinlerin ulaşım sorunu çözmüş oldu. 3- Mahallesine halkın araçlarını rahatlıkla park etmeleri için, yedi adet oto park yeri yaptırmasını çözmüş oldu. 4- Mahalle sakinlerinin sabah spor yapmaları için, mahalle içindeki, iki park içinde ki, beş elamanlı bir firdeks aletlerini konulması. 5- Mahallesine bir sağlık ocağı yaptırması. 6- Mahallesine halkın rahatlıkla muhtaralık hizmetilerini alabilsin diye ,bir muhtarlık ofisi yaptırması. 7- Mahalle içinde eksik kalan, kanalizyonlarını bitirmesi. 8- Mahallesinin sokalarının her yerinin, pırıl pırıl ışıklandırmasını sağlamak ve mahallede hiçbir karanlık yer bırakmaması için medaş la görüşerek, mahallenin her yerini aydınlatmak için, sokak lambalarını düzenli bir şekilde planlıyarak, mahallede hiç bir yerin karanlık kalmaması için sağlaması.9-Eski çocuk parklarını,yeniden düzenliyerek, içindeki çocukların oyuncak alatlerini, yeni moderin çocuk oyuncakları koyup, çevresinde ki ailelerin oturacağı, oturma kamelyaları yerleştirip, o çereye güven veren ortamlar oluşturduk.O cıvarda oturan aileler, çocuklarını bu parklara ,güvenilir bir şekilde götürüp,çocuklarıyla güzel bir şekilde zamanlarını geçirmek.Mahalle halkının dertleriyle, istekleriyle ve ihtiyaçlarının gidermesiyle ilgilenen Musallabağlar mahalle muhtarı sayın Şenay ÇOBANOĞLUndan bahsetmek istiyorum, değerli okurlarıma. 1999,2004 ve 2009 seçimlerinde Musallabağları Muhtarlığına, mahalle sakinlerinin büyük bir kısmın kıymetli oyunu alarak, seçilen Şenay ÇOBANOĞLU seçildiği günden bu güne kadar, mahalle sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sorunlarına çare bulmak için çaba ve gayretlerini ortaya koymuştur. Mesleğini seven bir kişi olan,Muhtar Şenay ÇOBANOĞLU hayatındaki çalışma felsefesi; Musallabağlar Mahallesinde bir kişi huzursuz ve mutsuz olursa, mahallenin mülki amiri olarak ben de huzursuz ve mutsuz olurum. Mahalle sakinlerinin mutlu olabilmeleri için, muhtar olarak elinden gelen her fedeykarlığı yapıp, ve öylede yapıyordu, yoksa muhtar olarak kendisini huzurlu hisedemiyordu, cümlelerini söyletiyor ona. Kendisi bir devlet kurumundan emekli olduktan sonra , mahalle muhtarı seçildikten sonra ,Hakka hizmet, halka hizmetten geçtiği bilinci içinde hareket ederek, mahalledeki bütün insanların mutluluğunu istediğini yukardaki cümlelerde ne güzel anlatmıştır. Günümüzde böylesine cefekar, böylesine fedakar, ve mahale sakinlerinin dertleriyle dertlenip, sevinç ve mutluluklarına ortak olan muhtarlara ve idarecilere, halkımızın çok ihtiyacı vardır. Yaptığı icraat ve çalışmalarıyla, mahalle sakinlerinin gönlüde yer alan, muhtar Şenay ÇOBANĞOLU, mahalleyi bir insanoğlunun vucuduna benzetiyor, bir vucut azasının rahatsız olmasıyle bütün vucudun nasıl rahatsız olmasına neden oluyorsa, ortaya çıkan dert ve proplemlerin büyümeden halledilmesi, bütün mahalle halkının vesile teşkil edileceğine çoktan inanmış olarak hizmet vermeye çalışıyor. Toplumdaki değerli ve saygın insanlar , önce kendi mutluluğu için değil, başkaraının mutluluğu için çalışandır. Sözünü muhtar Şenay ÇOBANOĞLU kendisine düstür edinmiş nitelikte çalımaktadır. Dileğimiz böylesi muhtarlarımızın, ve her kademedeki yöneticilerimizin insanlara insan gibi muamele etmeleri ve onların dert ve sevinçlerine ortak olmalı. Üstadın dediği gibi (Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezet alır.) Felsefesiyle insanlar bazında, gören ve düşünen ve bu şekilde hareket eden, müsbet hareket eden ve menfi olay ve düşüncelerden sıyrılabilenler bu toplumun en sevdiği insanlar zümresinden olacaktır. Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde; (Sizin en hayırlınız, insana faydası dokunandır.) Demektedir. Bu düşünce ile hareket eden fedakar ve cefekar, bütün insanları fikri ve zikri ve düşüncesi ne olursa olsun, her birisine hizmet etmeye, onların her birini kucaklamaya çalışan bu gibi insanların günümüzde de var olduğunu toplumumuzun insanlarına bildirmek bizlere düşen bir vazife olmalıdır. Mütedeyyin, kendini bilen kişilere düşen görev elbette yukarıda belirtildiği olmalı diye düşünüyorum ve mahallesine bu güzel çalışmasından dolayı Musallabağlar mahalle muhtarı Şenay ÇOBANOĞLUunu tebrik ediyor ve kutluyorum. Mesleğinde başarılar diliyorum. Yazar Alinin kaleminden.
Misafir
 
Hasan Hüseyin
8. 08-10-2010 12:00
 
SAĞLIKLI KARARLARIN ARKASINDA, TARTIŞMALAR VE ELEŞTİRMELER DİKKATA ALINARAK ALINAN KARARLARDIR; 
Bir araya gelmekten itinayla çekinirler. Bir çay içmeyi bile, kendilerine reva görmeyen, bu liderler çay, kahve bahane gaye halkın sorunlarını konuşmak için bir araya gelmek ve o sorunların konuşması için bir ortamın oluşturmasını sağlamaktır. Halk kendi sorunlar yumağına, çözüm beklerken, halkın sorunlar yumağı git gide büyüyor ve çözülmeyecek durumlara gelmiş ve kitlenmiş bir vaziyet almıştır. Biri, birine teamülü olmayan, bu liderler, halkının sorunlarıyla ilgilenirimi Allah aşkına. 
Ülkedeki halk, bin yıldır kendini Müslüman olarak biliyor ve o şekilde yaşamaktadır. Ne oldu da bu ülkede Müslümanlığı bu halkın yaşatmasına izin verilmiyor, Esas bunun sebebi aranmalıdır.(Örneğin: Başörtü meselesi, çocuğunu bu topraklar için şehit veren anne, şehit oğlunun ödülünü, başı kapalıdır diye, garnizona alınmıyor. Çocuğu üniversiteyi birincilikle bitirmiş, diplomasını üniversitenin düzenliği törene gidip alamıyor. Eşi devletin bir resmi kurumunda çalışmaktadır, başı kapalı olduğu için kendisine o kurumun kimliği verilmiyor. Annesin başı kapalı olduğu için, askeri ve buna benzer okullara alınmıyor. Başı kapalı olduğu için hiçbir devlet kurumunda çalışamıyor. Ülkenin başbakanın eşi başı kapalıdır diye, askeri bir hasta hana de bir hasta ziyareti yapamıyor. Ver hâsıl başörtüler bunu gibi su dan dan sebeplerle, devletin çoğu nimetlerinden istifade edemiyor. Allah aşkına bana bir ülke gösterebilirimsiniz, o ülkenin öz be öz vatandaşı, canın pahasına sevdiği öz vatanında, inancından ötürü başı kapalıdır diye istediği gibi yaşamamaktadır. Demokrasi, demokrasi diyoruz, bu insanımıza yapılan bu haksızlık, bu kavramın neresinde Allah aşkına, bunu biri çıkıp anlatması lazım bu insanlara. Hayvanlara gösterdiğiniz şefkati, bu insanlardan esirgiyorsunuz. Allah aşkına bir kendinize gelin, sizler Selçuklunun, Osmanlının ve Türkiye cumhuriyetinin çocuklarsınız.. Sizler dünyaya adaletiyle, hoşgörüsüyle ve kararlı dik duruşuyla örnek olan bir imparatorluğun ve bir devletin vatandaşlarısınız. Sizlerin büyüklüğünü ve tüm dünya ülkelerine örnek olacağını şu anki batı ve doğu ülkelerinin liderleri takdir etmektedir. Çünkü sen büyüksün, büyük düşün..Eften püften sebeplerle, bir birimize kuşku gibi bakmayalım.Dış güçlerin bizim üzerimizde oyna cağı kötü senaryolara alet olmayalım. 
Peki, ne yapalım bu insanları. Ve yahut bu insanlar ulusuna ne gibi kötülükler yaptı bunu halkımıza açık, açık açıklamamız lazım..Bu insanların günahı ne. )Beyler kendinize gelin, yeter bu insanlara, cumhuriyet kurulduğundan beri, bu halkla çektirdiğiniz zülüm ve cefa arşıâlâya yükseldi. Bu insanla özbeöz Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıdır. Çünkü üstündeki kimlikte, Türkiye Cumhuriyeti yazmaktadır. Bu kimliği peki neden verdiniz. Kimse bu ülkede ki insanların yaşam biçimine karışamaz, Cumhuriyetin kurulmasından sonra, ATATÜRK batılı ülkelerin uyguladığı gibi demokratik bireyler (yani Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirmek.) Başkomutanın düşüncesi buydu. Ülke insanına, dünyanın neresinde güzel bir şey varsa, onu ülke insanına layık görürdü. Başkomutan ülkesini nasıl her yönüyle kalkındırıp gece gündüz plan ve proje içine girerdi. Bir anını boş geçirmez ve ülkenin tüm mesellerine bir çözüm arardı. Savaştan yeni çıkmış bir fakir ve gururlu, onurlu bu devlet. Başkomutanın direktifiyle sık, sık toplantılar düzenleniyor ve ülkenin her yerine gidip ülkesinin kalkınması için konferansla veriliyor ve o halkının desteğini arkasına almaya çalışıyordu. İnsanını yaşam biçiminden ve inancından dolayı hor görmezdi. Köye gittiğinde, köylülerle beraber olurdu. Köylülere sizler bu milletin efendisisiniz diğerdi. Köylülerle birlikte bağ bahçe ve tarlada dolaşıp nasıl ürün alacağını onlara anlatırdı. Şehre de geldiğinde okula gider bir öğretmen olurdu, çocuğu tahtaya kaldırıp ona bazı sorular sorar ve bazı şeyler yazdırırdı. Halkıyla bir bütündü ve halkçı dır dır. Ülkesini daha ilerliye götürmek için ne gerekiyorsa, yaşadığı müddetçe çalıştı ve uğraştı Annesi Zübeyde hanım başı kapalıydı ve çocuğu olan ATATÜRKÜ dini terbiye ile yetiştirdi. Hanımı Latife Hanım başı kapalıydı, Ailesinin bu şekilde giyinmesine karşı değildi ve hiçbir yerde de bu hususta hiç gocunmazdı. Ama mesai arkadaşları ATATÜRKÜN bu deha görüşünü kıskanırdı onu çekemezlerdi. Bazı geceler mesai arkadaşlarıyla, ülkenin sorunları hakkında tartışırlardı. Arkadaşları ATATÜRKE sen hep haklı çıkartıyorsun kendini bu hususta bazı tartışmaları olurdu. ATATÜR büyük bir dahaydı. Bu ülkenin evlatlarına onu iyi anlatamadık, onun kurduğu partinin misyonu şu an sürmüyor. Zaten şu an bu partinin bu bankası olmasaydı, çoktan tarih olmuştu. Çünkü bu partinin ilk kurduğunda ki misyonunun devamı için değil, bu partinin malvarlığı arasında olan banka için, etrafındaki kişiler bu partiyi sahipleniyor. Yoksa bu parti ilk kurulduğunda ki misyonunu devam ettirmek için çalışılmıyor. Şu an bu parti ülkenin ilerlemesine ve kalkınmasına mani oluyorlar ve halkı germeye çalışıyor. 
Cumhuriyet en önce, Osmanlı, Osmanlıdan önce Selçuklu devletleri de Müslüman dır dır. Ne oldu Bin yıl yaşayan bu halk, birden, bire Müslümanlığa düşman kesildi. Çünkü batı savaş meydanlarında elini bükemediği ve yenemediği bu ülkeyi, kendi içinden yıkmak istedi. Bunun da en güzel bir şekilde yapabilmeleri için, bu halkı bir arada tutan ve bunların din, dil, ırk, mezhep, renk cinsiyet gibi yaşam ve biçim faklılıklar içinde bile olsalar, biri birine tutkal gibi kenetlenmiş bu ulusu parçalamak için, elindeki kutsal kitabı yok etmek ve bu kutsal kitabın emrettiği vazifeleri bu halka yaşatmamaktı. Ancak bu şekilde olursa, bu ulusu parçalar ve yok edebiliriz. Düşüncesindeydiler. 
Bu gün Çanakkale de yedi dövüle karşı, hürriyeti ve devletinin bağımsızlığı için savaşan, o zaman ki güç şartlar içinde ki bu ulus halkı, çok fakirdi ve askeri silah tutamayacak kadar sabi çocuklardan ve yolda yürüyemeyen yaşlı kadın ve erkek insanlardan oluşmuştu. Cephanesi ve iaşesi yok O gün yedi dövüle savaşarak, gereken dersi vermişlerdi ve Çanakkale geçilmez mührünü vurmuşlardı. Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK, o gün savaşan Mehmetçiklerin bir hususuna şahit olmuştu. Şöyle diyor, o başkomutan. Savaşta arka siperdeki Mehmetçik, ön saftaki Mehmetçiğin öleceğini gördüğü için, Mehmetçik ön safa geçmek için kimi koynundaki Mushafı çıkarıp bir elinde süngüsü, diğer elinde musabını okuyor, kuran okuma bilmeyenler de dua okuyarak kendilerini ön safa atıyorlardı. Bu neferler kalbindeki imanın ve vatan sevgisinin vermiş olduğu güçle o gün Allah, Allah Sedalarıyla yedi dövüle galip gelmişlerdi, şimdi ne oldu da bu insanları bir arada tutmasını sağlayan bu inancı halkın yaşamasına müsaade edilmiyor. Birileri çıkıp bunu bu halka anlatmalı. ATATÜRKÜ bu insanlara öcü gibi gösterip ve korku senaryoları çevirenlerin, esas maksatları ne, bunu bu ulusun halkı bilmelidir. Sanki cumhuriyet kurulurken, Amerikan gibi sağdan soldan ülkelerinden kaçan, toplama, karışık bir milletlerden oluşulmadı, bu ülke bin yıldır bu topraklarda şehidinin kanını döktüğü yerde, aynı inanç ve aynı duygu la yaşı yan insanlar topluluğudur. 
Yeter artık bu halk sizlerden çözüm bekliyor. Şimdiye kadar ülkede iltica ve p.k.k terör devlet için tehdit, gördünüz, bu hususta hiçbir şekilde bir ilerleme kat etmediniz ve ülkeyi yerinde saydınız, ülkenin enecisini gereksiz yerlerde sarf ettiniz. Bu halk dün nasıl bir arada kardeş gibi yaşıyorduysa, şimdide yaşamak istiyor, yeter kimse bu ülkeyi karıştırmak isti yen o taşorunların elini bu ulusun halkının üstünden çekmesini istiyoruz. Bu halk kardeşçe yaşamak istiyor. Sizleri seviyorum. Saygıyla ulusumun halkının önünde eğiliyorum. Sen büyüksün, büyük düşün. Titre kendine dön.
Misafir
 
Hasan
9. 20-11-2010 20:24
 
Bir Kurban Bayramı daha geldi. Bu bayramın öncelikle milletimize, ulusumuza ve Tüm muhtarlarımıza ayrıca da insanlığa hayırlar getirmesini diliyoruz.Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice bayramlara 
Şenay ÇOBANOĞLU 
MUSALLA BAĞLARI MAHALLE MUHTARI 
0558575068
Misafir
 
Şenay
10. 02-12-2010 20:28
 
WİKİLİEAKS ENSTRÜMANINDAN NAMELER: Bir batı ülkesinin, diplomat kriptosundan, çıkan 251.Bin belgeden, kamuoyuna sunulan, 287 belgeden ve açıklanan 226 belgeyi dünya kamuoyu tartışıyor ülkeler biri birine şüpheyle bakmaya başladı.. Ülkelerin aralarındaki sıcak ilişkiler, tartışılmaya başladı. Bir atasözü var(Sırını söyleme dostuna, o söyler dostuna.) Her doğru her yerde konuşulmaz.. Bilgi çağı öyle bir konuma doğru gidiyor ki, biz görürüz ve görmeyiz bilemem, iki kişi bir arada oturduğu vakit, kalplerinden geçenleri bilecek duruma gidiyor. Bu sefer kişiler bir araya geldiklerinde ne konuşacakları, tartışılacak duruma gelecek, bu vesileyle belki insanlar bir araya gelmeyi terk edeceklerdir. Bu da toplum için iyi bir durum olmaz. İnsanlar bundan böyle, kiminle yalnız başlarına karşılasınlar karşılaşsın, konuşmalarına çok dikkat etmesi lazım. Çünkü konuştuğu söz ve yazdığı yazılar, elbet bir gün, birini yanında karşılaşır, kendisini ilerde çok zor duruma sokacak söz ve yazılarına çok, çok dikkat etmesi lazım, üç düşünüp bir konuşması lazımdır. Kendisinin de sır vereceği kişileri iyi tahlil etmesi lazımdır. Yoksa patavatsızca sır verdiği kişiler, bu sırı biriyle paylaştığı zaman, kendi dünyasını karatmış olacaktır. Kendisi ve çevresini üzmüş olacaktır. Eğer bu konumda devletler, olursa mağazan Allah kötü neticelerden o ülke için felaket olur. Bu gün bu ne hoş olmayan, bir konumla karşı karşıdayız. Kutsal kitabımızda, küfür tek millettir. Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Bu milletlere güvenmeyiniz. Bu devletlerle, devlet olarak ilişkilerinize çok ,çok dikkat ediniz. (Örneğin bir gün bir emeni Müslüman oluyor, bu ermeni her kilise önünden geçtiğinde, bu ermeni şu hisleri kalbinden geçirmekte, sen bakma benim Müslüman oluşuma, gönlüm hale seninle birliktedir demiş.) Dünyada bu gün Türkiyenin kalkınmasını ve ilerlemesini istemezler, ne zaman bu ülke bir kalkınma rayına girmiş ise o arada, bu dost bildiğimiz batı ve doğu ülkeleri ülkemizin bu ilerlemesine bütün güçleriyle engellemeye çalışmışlardır. Bu durum yalnız şimdi olmuyor, tarihte bu gibi vakalarla bu ülke çok karşılaşmıştır ve hepsinin üstünden Allahın izniyle gelinmiştir. Şimdi biz bölme ve parçalama peşindeler. Eskiden her on yılda bir askeri darbelerle ülkemiz gündeme geliyordu. Şimdi bu durumda rafa kalkınca, Siyonistler üzülmeye başladılar. Bu ülkeyi uçurumlara salmak için her türlü, oyunlarını ortaya koyacaklardır. Ama bunu bilmeleri gerekir, bu ülke içinde değişik görüş ve düşüncede olan insanlar olabilir, biz bu farklılığımızla da ülkemizin her dara düştüğünde canı bile feda edecek konumdayız. Bizim hamurumuz ve yapımız çok sağlamdır. Bu iç ve dış mihraklar ülkemizi bölemeyecektir ve bizi biri birimize düşürmeyecektir. Gelişmeleri sağduyu ile izleyelim. Devlet olarak ona göre tespitimizi yaparız. Allah bizleri ve ülkemiz korusun. Allah düşmanların oyunu bozsun, bize hazırladıkları tuzağa kendileri düşürsün. Biz büyük bir ülkeyiz, böyle oyunlarla bu kalkınma ve yükselme seviyemizi düşüremezler ve engel olamazlar. Biz büyük oynuyoruz. Biz liderliğe oynuyoruz. Çünkü bize durmak yakışmıyor. Durmak yok, yola devam: Yolunuz açık olsun. Saygılarımızla. 
 
Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler;  
 
evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar!  
 
M. Kemal Atatürk
Misafir
 
Şenay
11. 11-01-2011 07:33
 
Gönderen: Şenay 
 
HALKIN KARAR GÜNÜ:20 HAZİRAN 2011 TARİHİ: 5-MAYIS2005 TARİHİNDE, TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KURSÜSÜNDE, BİR MİLLETVEKİLİNİN MUHTAR ÖDENEKLERİNİN ARTIRILMASINA VE SOSYAL GÜVENLİKLERİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ ÜZERİNE YAPTIĞI KONUŞMAYI, DİKKATİNİZE SUNMAK İSTİYORUM: Sayın başkan, sayın milletvekilleri; Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin söz almış bulunuyorum; Yüce meclisinizi saygıyla selamlarım. Kanun teklifimizde, köy muhtarlarıyla ile şehir ve kasaba muhtarlarına, brüt asgari ücret miktarında aylık ödenek verilmesi öngörülmektedir. Muhtarlık kurumu, ülkemizde yurttaşlarımızın devlete ilk karşılattıkları kurumdur. Mahalle ve köyler, yerel yönetimlerin ilk basamağıdır. Ülkemizde 35 148i köy 17 805i mahalle muhtarı olmak üzere 52 953 muhtarlık bulunmakta. Muhtarlarımız, köy ve mahallelerde yaşayan yurttaşlarımızın ortak sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, büyük çaba sarf etmekte. Muhtarlık binasının elektrik, su ve kirasını muhtarlarımız kendi ceplerinden ödemekte. 255 YTL ödenek alan muhtarlarımızın aldıkları bu ücret, açlık sınırının bile altındadır; muhtarlarımızın aldığı bu ödenek, kendi Bağ-Kur primlerini bile ödemeye yetmemektedir. Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan; 18 Haziran 2002 tarihinde, Genel Kurulda, bir milletvekili arkadaşımız, muhtarlarımızla ilgili şöyle seslenmiş, 21 inci dönemde:Muhtarlarımızın sorunlarını anlatmak için huzurunuza geldim diyor sayın milletvekilimiz o günlerde,Ancak, takdir edersiniz ki, yalnız muhtarlarımız değil, toplumumuzun tüm kesimleri, memuru, çiftçisi, işçisi, ciddi sıkıntılar içinde. Yani, bugün de aynı sıkıntılar içinde. Ve muhtarlarımız ödeneklerinin asgari ücrete endekslenmesini talep ettiklerini ifade etmiş. Konuşmanın üzerinden dört yıl geçti. Bu dört yılda, Ogün milletvekili olarak görev yapan arkadaşımız, bugün, AKPde Gurup Başkanvekili olarak görev yapıyor, Sayın Faruk Çelik arkadaşımız. Sayın Çelik, muhtarlar, hala, o sizin, 2002 yılında yapmış olduğunuz talepleri bekliyor ve ayrıca diyor ki, acaba, karakolda doğru söyleyip de mahkemede şaşıyorlar mı; muhalefetteyken bizim için istekte bulunup, iktidara geldiklerinde unutuyorlar mı diye, sizlere buradan sesleniyorlar, Sayın Çelik. Değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifi o taleplerden birisiydi. Bu gün de aynı talepte bulunuyoruz. Muhtarlarımızla ilgili, ayrıca, 5 Kasım 2003 tarihinde yine bu Mecliste bir konuşma yapılmış. Sayın Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Bey diyor ki: İçişleri Bakanlığımız, yeni yasal düzenlemeler yapılıncaya kadar, muhtar ödeneklerinin günümüz şartlarına uygun ve yeterli hale göndererek 3000 olan gösterge rakamının en az 5 000 gösterge rakamına yükselmesi yolunda öneride bulunmuştu. Maliye Bakanlığımız bu konuda çalışmalar yapmaktadır; ayrıca, biz, bu işin takipçisi olacağız; tabii, bu kâfi gelmeyecektir sözlerini kullanmıştır. O sözlerin üzerinden iki buçuk üç yıl geçti. Kâfi olmıyacakğı değerlendirmesi yapılan iyileşme bile sağlanamamış durumda. Zaman tünelinde ilerlemeye devam edelim, değerli arkadaşlar. Geldik 5 Mayıs 2005e. Bu sefer, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa Bey var. Bakın, o tarihte Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa ne diyor: Muhtarlarımızın özlük haklarını düzenleyen kanun tasarısı Bakanlar Kurulumuzun imzasındadır ve önündedir: hükümetimiz bununla ilgili bir çalışma yapmış; daha önce de ifade ettiğim gibi, en az asgari ücret esas alınmak suretiyle, özellikle Bağ-Kur prim borçlarınındın dolayı yaşadıkları sıkıntıları da, geride dönük borçlarını da bir takvime bağlanması, iyileştirmesi de ihtiva edebilecek şekilde ve muhtarlarımızın diğer sıkıntı ve taleplerini de dikkate alan önemli bir çalışma yapılmış: taslak, Bakanlar Kurulunun gündemine getirilmiş; inanıyorum ki, önümüzdeki ilk Bakanlar Kurulu toplantısının birinde bu Bakanlar Kurulundan geçerek, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecektir. Bu sözler, evet, Sayın Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa söylüyor. Bakıyoruz, bir yılı aşkın bir zaman geçmiş, böyle bir tasarı yok. Başbakanlık ile Meclis arasında, herhalde, kaybolmadı bu tasarı! Sabah Bakanlar Kurulu sekretaryasını aradım. O tarihten, yani, 5 Mayıs 2005ten bugüne kadar 44 Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmış; ama , bir türlü bu tasarı Bakanlar Kurulundan çıkmamış. Muhtarlarla ilgili düzenlemeler de o 44 toplantıda gündeme gelmemiş değerli arkadaşlar ve toplantıda gündeme gelmemiş ve bugün, ben bu kanun teklifini konuşacağımız için 57 000 muhtarın genel başkanını SMSlerle bilgilendirdiler. Bu üç değerli milletvekili arkadaşımızın, grup başkanvekilimizin vermiş olduğu sözler de yerde kalmasın diye 37 İnci maddeden buraya getirdik. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN-Sayın Şimşek, lütfen toparlar mısınız?. İsmini Vermediğimiz Milletvekili(Devamla)-Artık, sanıyorum ki, Sayın Çelik, Sayın Fatsa, Sayın Bakan Mehmet Ali Şahin bu yasaya katkı sunacaktır; yani,sizin daha önce söylemiş olduğunuz sözleri bir kez daha hatırlatmak adına. Muhtar ödeneklerinin artırılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar ayrıca 9 kanun teklifi verilmiş. Biz, ben ve Parti milletvekili arkadaşlarım vermiş olduğumuz bu kanun teklifinde ödenek ve sosyal güvenliklere iliştir ve diğerleri de hemen, hemen bunu kapsıyor. Yeni çıkan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası KanunuSigortalı Sayılanlarbaşlığı altında köy muhtarlarını da saymaktadır ve muhtarların sosyal güvenliklerine ilişkin yürürlükteki yasada bulunan muhtarlarımızı Bağ-Kur ile ilişkilendirilen hükümler kaldırılmıştır. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, muhtarlarımızın sosyal güvenliklerine ilişkin yeni bir düzenleme de getirmemektedir. Değerli arkadaşlarım, yani, muhtarlarımız, kendi sosyal güvenlik primlerini kendi ödemeye devam edecektir. İşveren olmayan, işyeri bulunmayan muhtarlarımızın Bağ-Kurla ilişkilendirilmesi de yanlıştır. Muhtar, göreviyle ilgili bir suç işlediği zaman devlet memuru olarak yargılanıyor; ama iş, sosyal güvenliğe gelince muhtar, kendi primini kendi öde diyoruz. Yukarda bahsettiğim konuşmasında Sayın Faruk Çelik Beyin muhtarlarımız 90 lira ödenek almakta, 105 lira Bağ-Kur primi ödemekte& Bugünse değişen bir şey yoktur değerli arkadaşlarım 225 YTL ödenek alıyorlar-Maltepe Altay çeşme Mahallesi Muhtarının ifadesidir bu- 285 YTL Bağ-Kur primi ödemekte; yani, değişen bir şey yok. Toparlıyorum Sayın Başkanım. O zaman muhtarların aldığı ödenek Bağ-Kur primini ödemeye yetmiyordu; anlaşılan şimdi de yetmiyor. Binlerce muhtarımızın prim borcu milyarlara ulaşmış vaziyette. (Mikrofon otomatik cihazdan kapatıldı) BAŞKAN-Sayın Şimşek, lütfen, teşekkür için açacağım; buyurun. Milletvekili (konuşmasına devam ediyor)-Sayın Başkanım, toparlıyorum. Ayrıca 57 000 Muhtarımızı ilgilendiren, seçimlerde kapılarına gittiğimiz, bize çok, çok, Parlamentoya, demokrasiye katkı sunan muhtarlarımızla ilgili olduğu için biraz uzadı; bağışlayın, toparlıyorum Sayın Başkanım. Muhtarlarım sizi de izliyor, Sayın Başkan. BAŞKAN- Buyurun Sayın Şimşek. O Milletvekilimiz konuşmasına devam ediyor. Teşekkür ederim. O nedenle, muhtarların ödeneklerini asgari ücrete endekslemek ve muhtarların ödeyeceği Bağ-Kur primlerinin, il özel idaresi tarafından, ödeneklerinden kaynakta kesilerek ödenmesi gerekmektedir. Bu kanun teklifinin gündeme alınması, sizin-muhalefette ve iktidara geldiğinizde muhalefette verdiğiniz sözleri iktidarda yapma çalıştığınız bir örneği olacaktır diye düşünüyorum. Türkiye, seçim havasına girdi. Yarın kütükler için muhtarlara gideceğiz ve muhtarlar hangi partiden geldiniz sorduğunda veya il,ilçe yöneticilerine, herhalde bugünü çok iyi hatırlayacaktırlar. Değerli arkadaşlar, sayın muhtarlarımız da, bizler de seçilmişiz. Bizler, maaşlarımızı devlet tarafından alıyoruz. Bizim SSK primlerimizi, Emekli Sandığı, Sosyal güvenlik primlerimizi devlet ödüyor. Bu anlamda, muhtarlardan, muhtarlarımızdan bunu esirgemememiz gerektiğini düşünüyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Ekran başında bizi izleyen muhtarlarımıza da, Meclisimiz adına, bu görevi yerine getireceğimizin bu vesileyle de sözünü vermiş oluyoruz. Saygılarımı sunuyorum.(Kendi parti sırasından alkışlar) BAŞKAN-Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek. Evet, o gün 5 Mayıs 2005, şimdi 20 Haziran 2011 tarihinde yine ülkemizin güzel insanları, milletvekili seçimi için sandık başına gideceklerdir. Bu altı yıl zarfında, muhalefete olan, şimdi iktidar parti milletvekilleri, muhtarlara vaat ettikleri, sözlerini ne kadarını, gerçekleştirmiştir. Üzülerek söylemek gerekirse, meclis veya başka yerde hiç bile, akıllarına gelmemekteyiz. Gün döner devran döner, yine sandık başında, halkımızdan ve muhtarlarımızdan, kendiniz için oy isteyeceksiniz. Seçim için, gezdiğiniz mahallede, o mahalle ve köy muhtarına, hangi yüzle partinize ve kendinize oy isteyeceksiniz., bunu sağduyulu insanların takdirine bırakıyorum. O gün, o milletvekili mecliste, muhtarla ilgi, bu konuşmayı yaptı. Belki bu gün milletvekili sıralarında oturmuyor, ama muhtarla ilgi, Türkiye Meclis Kürsüsünde yaptığı o konuşmayı, muhtarlar unutmayacaktır, ve hep o milletvekilini saygıyla yad edeceklerdir. Ama muhalefetteyken, şimdi Türkiye Millet Meclisi çatısı altıda, yerini alan, o milletvekilleri, muhtarlara verdikleri vaatlerinin yerine getirmediklerinden, hiçimi üzülmezler mi. Biz muhtarlar, bir inşaat bekçisine verilen imkânlardan, bile istifade edemiyoruz. Bir inşaat bekçisine, inşaat sahibi, o bekçiye kışın soğuğuna ve yazın sıcağına dayana bilen bir, ahşaptan bir, kulübe yapar. O Bekçinin, Elktirik, su ve ısınması için, kömürü bedava verir. O bekçinin sosyal güvencesi olan, sigortasını, o inşaat sahibi yüklenerek, zamanında öder. O bekçiye orda çalıştığı için ona koruyucu elbise bedava verir. O bekçini yemeğini bedava verir. Ulaşım sorununu bedava karşılar. Evet, bizler, bu şahısları küçümsemiyoruz, ama aramızdaki farkı bu şekilde, bir örnek olarak ortaya koyuyoruz. O bekçinin sorunu. İnşaata giren çıkanı takip ediyor, gerektiğinde inşaat sahibine bilgi veriyor. Muhtarlıkların görevi daha kutsal yani basit değildir. Çünkü ülkemizin tüm kurumlarının yazılı ve sözlü muhatabıdır. Bazen bir kurumdan bir, isim listesi, kendisine verilir, bu listedeki insanları tek, tek adreslerinde olup olmadığını kontrol etmektedir. Bu da birkaç günle değil, haftalarca sürüyor.(Örneğin ana kız okula listesi) Okuma bilmeyen yaşlı ve erkeklerin, verilen listedeki, adreste oturup oturmadı tespit edildi ve gerekli kuruma bu listeler teslim edildi. Şimdi mahallerdeki yapılar, git gide değişiyor. Koca yüksek binalar yapılıyor, her binada yüzün üstünde insan ikamet etmektedir. Bunu gibi mahallede birçok binalar var. Apartman yöneticisi kendi apartmanındaki, giren çıkan kişileri takip etmek de zorlanırken, ayrıca bizim aldığımız yoluk ücretinden fazla, ücret almakta, bir görevi bulunduğu apartmanın sorunlarıyla uğraşmak. Biz muhtarlar, mahallesinde bu büyük yapılarla dolu olan bir mahallenin tüm sıkıntılarını elimizde ki, bu olanaksız durumlarla halletmeye çalışmaktayız. Elimizde yetkimiz yok ve birçok üslenmiş olduğumuz sorumluklar içinde, bu verilen görevi yerine getirmeye çalışmaktayız. Bu gün Türkiyenin her ücra köşelerinde,(Terör belası, kışın ağır koşulları, imkânsızlıklar içinde) muhtarlıklar halka hizmet vermektedir. Her gelen iktidar bu kurumun, elindeki, yetkileri almış, üstelik başka kurumun, üstlendiği sorumlulukları, bu muhtarlık kurumlara, yüklemiştir. Bu kadar sorumluğu olan bu devlet kurumu olan, muhtarlıkların, bir çalışma yeri, düşünülmemiştir. Elinde, devletin verdiği bir mühürsü var, oda muhtarın üslendiği sorumluklar için kullanmaktadır. Allah aşkına, yüzüncü yıla girmekteyiz, ülkemizdeki muhtarlık kurumları, eli, kolu bağlı ve yerde sürünmektedir. Muhtarlıklara uğrayan bazı, idarecilerde, bu kurumun sıkıntılarını, görmemezlikten gelmektedir. Muhtarlar olarak, bizlerde, bu seçim zamanı, çevremizdeki insanlarla, duyarlı olacağız. Geçmişte muhtarlıkların özgür hakları için, vaadi verenler, sandık başında bizimde bir çift sözümüz olacaktır. Bu ülke hepimizindir, sıkıntıların nasıl paylaşıyorsak, gelir dağılımında, hakkaniyetli bir şekilde, hakkımızı istiyoruz. Bir vatandaş olarak, bunu da söyleme hakkımız vardır. Allah aşkına yeter, bu muhtarlık kurumların sesine kulak verin.( ALMA MALZUMUN AHINI, ÇIKAR AHASTE, AHASTE) Çok sıkıntılar içinde, halka bu hizmeti vermekteyiz. Allah aşkına, Ankarada bir mahalle muhtarını ziyaret edin, orda muhtar beyin bir çayını için. Muhtarımızın bu sıkıntılarını gözlerinizle bir görün. Eğer vicdanınız, o muhtarın o zorluklar içinde bu hizmeti verdiğinden, memnun sanız. Size bir şey söyleyemeyeceğim. Ama inanıyorum ki, gözlerinizle o muhtarın, o hizmeti verirken içiniz sızlayacaktır. Saygılarımla. Şenay ÇOBANOĞLU 05.558.575.068  
:upset
Misafir
 
Şenay
12. 21-03-2011 14:17
 
Çanakkale gurur abidemizdir;Şenay Çobanoğlu 
Şenay ÇBANOĞLU 19.03.2011 14:12:29 ÇANAKKALE SAVAŞIYLA İLGİ, BU DA BENİM ÖZ ELEŞTİRİM: O Çanakkale savaşı, o günün şartlarıyla, dünyanın en güçlü, yedi devleti, modern askeri teçhizatları ve asker sayılarının çokluğu, bir orduya karşı, sefalet içinde bir millet, fakirlik her yerlerinden kokuyor. İlkel askeri teçhizatla, asker sayısı kısıtlı, çoğunu on sekiz yaşından küçük çocuklar teşkil etmektedir. Eline silah tutamayacak kadar, acemi askerlerle, doluydu ordumuz. Dağılmış bir koca imparatorluğun, kalıntılarıydı. Savaşa hazırlıksız yakalanmıştık. İçlerinde rütbesi bir binbaşı, o şiddetli savaşın içinde, yeri göğü inleten bir sesle haykırıyordu. Üç sefer ya Muhammet yetiş, kitabın gidiyor. Askerler bu durum karşısında, sanki ayakta duramayacak takatleri kalmamış olan o Mehmetçiklere, bir kuvvet enerji vermişti. Siperde savaşan o Mehmetçik, öndeki, arkadaşının öleceğini bildiği halde, o ölürse onun o siperine kendisini atıp, o arkadaşının görevini almak için, kimi kuran okuyor, kimi kuran bilmediği için, kelimeyi tevhit getirerek, ön safta da yerini alıyorlardı. Belki can tatlıdır, düşman ateşine dayanamam, elimde olmayan sebepten dolayı, kaçabilirim diyerek, Ayağını geriye doğru bükerek, bağlayıp, o şekilde düşmanla, savaşına devam etmiştir. Bu savaşa saçları kınalı, nice küçük yaşta âliler, katılmış. Elleri öpülesiye anneler, sebi çocuklarının üzerindeki battaniyeyi alıp, cephane mermilerinin üzerine örtermiş ki, o mermi yerine sağlıklı bir şekilde gitsin. Mehmedim bedeneni, gıdasızlıktan, zayıflanmıştı ama içinde inancının verdiği o enerji ki, hiçbir orduda olamayacak, o manevi kuvvet o mehmedimi dimdik ayakta tutuyordu. Şimdi düşünüyorum, bu yüz yılın sonuna geldik, birçok son modern askeri teçhizatlarımız var. Bilgi çağının ve son teknolojinin durumuna göre, ordumuzu eğitip yetiştiriyoruz. Otuz, kırk yıl etti, bir P.P.K belasıyla baş edemedik. Ve yahut şöyle düşünelim, Çanakkale boğazında, aynı yedi düvel orduyla, şimdi karşılasaydık, o eski cesaret ve o ruhu askerimizde bulabilecek miydik, şu andaki, Ergenekon sanıkları olan bu komutanlarla, bu savaşı kazanımıydık, bunun değerli, okuyucularımın takdirine bırakıyorum. Kendi kendimize, bu öz eleştiriyi yapmamız lazım gelmiyor mu, bunu dürüstçe söylememiz lazımdır Yoksa kendi kendimizi kandırmış oluruz. Bir atasözü var(Su uyur, düşman uyumaz)Yerinde çok güzel söylenen bir söz. Evet, düşman yenilmişti, ama uyumadı bu Türk milletinin bu ordusunun yenilmediği sebeplere ulaştı ve netice yede arzularına kavuştular. Çünkü düşmanlarımızın, bizim hakkımızda, şöyle bir vaatleri vardı. Bu milletin elinde ki, bu kutsal kitapları olan, Kuranı almadığımız müddetçe, bu milleti hiçbir zaman savaş meydanlarında yenemeyiz, bunu bilelim. Evet, her seferinde, mağlupla olarak dönen, bu hain düşmanlarımız. Şu ana kadar bu asil milletin elinden, bu kutsal kitabı olan Kuranla savaşmışlardır. Bu milletin içine nifak tohumları atmışlardır. Kendi görüş ve düşünce içersinde yetişen, çok yüksek makamlara kadar çıkabilen, adam yetiştirmişlerdir. Bu asil milletin inancına savaş açmışlardır. Çanakkale de ki o ruhu veren, eğitim ocakları tek, tek kapatılıyor. Halkın inandığı Müslüman dini, iltica diyip önleme çalışılıyor. Ayrıca bu kutsal dinimizi, devletimizin kurumlarını tehdit ediyormuş gibi , bu düşünce ve eğitimde olanlarına devletimizin kurumlarında, görev verilmiyor.Tesadüfen bu düşünce içinde olan bazı kişiler, bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı eğer,devletin ordusunda görev verilmiş ise, bu kişiler, tek,tek tespit edilerek, ordudan ilişkileri kesiliyor.Evet bunu gibi nice, hataları yaparak, Türk halkını hırpaladığımız farkında olarak mı ve olmayarak mı bazı yanlışlıkla içine girerek, bu halka işkence yapmışızdır.Bu halkın çocuğuyla ordunuzu kuruyorsunuz, bu halkın verdiği vergilerle ülkenin ekonomisini yürütüyorsun.Ama halkın sesine kulak vermeden,halkı hiçe sayıp,kendi dikta düşüncenizi, bu halka enjekte ediyorsunuz.Bu halkta bizim.Bu orduda bizim.Bu devletin tüm kurumlarında bizimdir.Farklı düşüncelerde ve görüşlerde bile olsak, bu bayrak inmeyecek ve bu ezan susmayacaktır.Ortak payda düşüncemiz bu olmalıdır.Biri birimizin konuşmalarına ve yaşayış biçimlerine tahammüle ve sabırla yanaşmalıyız.Bu ülke içinde Türk kimliği taşıyan herkesin, vatanıdır.Biri diğerine öteleyemez.Milli değerlerimizin altında hep birlikte buluşmalıyız.Bizler sizleri seviyoruz.Ne olur sizde bizi sevmeye çalışın.Bizin bizden başka dostu yoktur.İşte sana dünyanın bile bu savaşın neticesini şaşkınlık baktığı Çanakkale savaşında olduğu gibi.İşte sen bu sun ve bu ruh da olmalısın.
Misafir
 
Şenay
13. 01-05-2011 10:56
 
1-MAYIS İŞÇİ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN: 
Bu gün 1 Mayıs, emeğin bayramı, çalışan tüm dünya âleminin ve çalışan tüm ülke insanlarımızın, bu büyük muhteşem, emeği temsil eden, bayramı kutlu ve mutlu olsun. 
Devlet ve özel sektörde çalışan, insanlarımız, çalıştıkları hizmetin ve emeğin karşılığını alamıyor ve almamaktadır. 
Bir de çalışanlar arasında, adil olmayan eşitsizlikler vardır. 
Birde dünyamızda ve ülkemizde, birçok insanımız işsiz ve güçsüzdür. Hayatta kalabilmesi için, insanca yaşaması lazım, maalesef durumlar öyle pembe tablo çizecek işten değildir. Durumlar çok vahimdir. 
Tok, açın halinden anlamaz. Ülkemizde çok açlık sınırı altında, ailelerimiz vardır. 
Bir toplumda barışı tesis etmek istiyorsanız, bu insanlara adilce yaşama hakkı tesis etmeniz lazımdır. 
Bir yerde terör varsa, orda açlık ve yoksulluk vardır. 
Bir yerde, intiharlar çok oluyorsa, orda, açlık ve yoksulluk vardır. 
Bir yerde, hırsızlık çok oluyorsa, orda açlık ve yoksulluk vardır. 
Bir yerde kadına işkence varsa, orda açlık ve yoksulluk vardır. 
Bir yerde zina çok oluyorsa, orda açlık ve yoksulluk vardır. 
Bir yerde cinayetler çok oluyorsa, orda açlık ve yoksulluk vardır. 
Bir yerde inanç dejenere oluyorsa, orda açlık ve yoksulluk vardır. 
Bu gibi sebepleri çoğaltabiliriz. 
Bu durum toplumun, en büyük yaralarından biridir. Bunun ortadan kaldırmak için, baştaki idareciler, toplumun içindeki bu, hastalığı iyi teşhis etmeli, buna göre kısa zamanda netice alan projeler üretmektir. 
Açlığın ve yoksulluğun, dini ve kanunu yoktur. Allah korusun, bu durumda olan insanın gözü hiçbir hakikati görmez, her şey onun için mubah görür. (Peygamber efendimiz bu hususta, Allaha yalvarıyor, yarabbi ümmetimi açlıkla terbiye etme, o aç kalırsa dinden çıkar.) 
İşte bu felaketler, huzurlu ve sağlıklı toplumların içinde vuku bulursa, bu topluluklar, huzurlu ve sağlıklı olmaz. Felaketler üzerine felaketler yaşar. Zengininde malı ve canı ayrıca ırzı tehlikeye düşmüş olur. 
Bu hususta yazacak çok şeyler vardır. Örneğin ülkemizdeki muhtarlar kurumu ile ilgili bir durumu da, bu günün anısına uygun birkaç cümle yazmak istiyorum. Bu kurumları halk bir devlet kuruluşu olarak görmektedir. Mahallesinde ve köyünde bu kurumlar devleti temsil ediyor. Ama devletimiz bu kurumların, kangren olan sorunlarına kulağını tıkmış ve gözlerini kapatmış vaziyettedir. Bu kurumlar ülkemizin her ücra köşelerinde, elli üç bin gönüllü nefer olarak çalışmaktadır. Bu kurumlar, devletin kurumları gibi, bir suç işlediğinde, memur muhakeme kanunu gibi cezalandırılır, ama devletin o kurumlarına verdiği imkânlardan yararlanmaz. Esas demokrasiyle bu kurumların başına, gelen idareciler muhtarlardır. Çünkü seçim anındada tüm mesrafını, muhtar adayı kendi cebinden harcamaktadır. Diğer genel ve mahalli seçimlerdeki milletvekili, belediye başkanları ve il ve belediye encümenleri, seçimde harcamalarını devlet karşılamaktadır. Bu devlet kurumları içinde, adaletsiz değimidir. Bunu devletin başındaki olanlar bilemiyorlar mı, bu durumu bildikleri halde neden bu kuruluşları sağlıklı bir şekilde çalışmalarını sağlamıyorlar mı? 
GÖNÜL İSTERDİKİ, EMEĞİN BAYRAMI OLAN BİR MAYIS GÜNÜ, DEVLETİN TÜM KURUMLARIN BAŞINDAKİ OLAN İDARECİLER. ARALARINDAKİ HÜSÜMETLERİ BİR TARAFA BIRAKIP VE ÇALIŞANLARIYLA BİRLİKTE, EL, ELE VEREREK COŞKULU BİR ŞEKİLDE KUTLASAYDIK. 
NEYSE YİNE ÇALIŞANLARIMIZIN BU BİR MAYIS BAYRAMI KUTLU OLSUN,HAYIRLARA VESİLE OLSUN. 
 
Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra istikballerini kaybetmeye mahkumdur. 
ATATÜRK 
 
Şenay ÇOBANOĞLU 
Mahalle Muhtarı 
Cep:05558575068
Misafir
 
ŞENAY ÇOBANOĞLU
14. 19-08-2011 11:05
 
SÖZÜN BİTTİĞİ YER: 
 
Beni bu gün hüzün sarmış., 
 
Her yerimi değme, dağın etmiş. 
 
Ne uğursuz yüksek dağlarmış. 
 
Ülkemin doğusuna sıralanmış 
 
Bu mübarek kutsal ayda. bile, 
 
Neci pelürsüzler, saldırıda yine. 
 
Sivil ,asker ayırt etmez bile. 
 
Kalleşçe, pusuya düşürdüler yine. 
 
Ermeni, Siyonist uşağı, 
 
Kanı bozuk, P.P.Kalı, 
 
Gündüz içimizde,gece dağlı, 
 
Yalandan barışa sevdalı. 
 
O dağdaki yaşayan canavar bile, 
 
Hasmına kalleşçe yaklaşmaz yine. 
 
Bu soysuzlar,emperyalist uşağı ile, 
 
Şehit ocaklarına ateş düşürdü yine. 
 
 
 
Sözün bitiği yer, konuşulacak söz yok, 
 
Bu ateşe bu ülkenin, fazla dayanacağı yok 
 
Basıldı düğmeye,havalandı şahinlerin duracağı yok 
 
Kandil, kandil diye,o yerlerde bir eser yok. 
 
Türk milletinin başı sağ olsun, 
 
Sabrımızı denemesinler, bu ders olsun, 
 
Bu milletle savaşan kimse, kan kussun, 
 
Dünya durdukça, biz duracağız ant olsun. 
 
Şenay ÇOBANOĞLU 
 
18/08/2011
Misafir
 
Şenay
15. 21-08-2011 09:35
 
YETER BU SİNEME TAK, ETTİ: 
Sizler neyle meşgulsünüz, ülkem kan ağlıyor. 
Her gün bir şehit haberiyle, ülkem uyanıyor. 
Bırakın iç çekişmenizi enerjimiz, bir olmakta duruyor. 
Ülkemin parçalanmasına,gaflettekiler seyirci kalıyor.  
 
Sen yaptın,ben yaptın, bırakın hasa met iç güdünüzü. 
Bir araya gelelim, düşmana gösterelim gücümüzü. 
Biri birimize bağlıyan, o hassas noktalarda ki gücümüzü. 
Bir tarafa bırakalım kini ,nefreti, sevgiyle görelim önümüzü. 
 
Su uyur, düşman uyumaz içimizde dolaşır teröristler. 
Diyarbakıra meclis kurdular,muhatabı teröristler 
İl,ilçe,parti binalarını,terör kışlasına çevirdiler. 
Mahzun Kürt aile çocuklarını tehditle, dağlara ittiler. 
 
Kendi gurup kararıyla, sözde demokrasi ilan ediyor. 
Sözde özelik kavramıyla bu bölge halkını savunuyor. 
Ülkemden aldığı maaşla, yurt içi, yurt dışı cirit atıyor. 
Yediği kaba,ihanet edip, Mehmetimi şehit ediyor. 
 
Bundan böyle,kavusun olacak,bu çelik kanatlı şahinler, 
Karada gece gündüz iz peşindedir,kahraman Mehmetler. 
Sizlere demokrasi fazla geldi,leşle beslenen Siyonistler. 
Bu sefer avcı kararlı, kökü temizleyinceye kadar ilerler. 
 
Canımıza tak etti,bu yaptığınız ile hürde oyunlarınız. 
Bu ülke okullarında okudunuz,yüksek adam oldunuz. 
Cebinizde T.C. kimliği,bu ülkeyi arkadan vurdunuz. 
Yediğiniz kaba ihanet edip,siyenitlere uşak oldunuz. 
 
Bizler uzun bir yıl, ailece hep beraber yaşadık. 
Örfüyle geleneğiyle asil, koca bir millet olduk. 
Durup dururken neden bir birimize düşürüldük. 
Kürt Türk her ailenin evine birer kor ateşi koyduk.  
 
Milletçe kararlıyız, bu yoldan dönmek yok, ölmek var dedik. 
Sizi destekleyen ülkelere, millet olarak kararımızı ilan ettik. 
Dosta dost oluruz, düşmana koca bir ejderha yemini ettik. 
Bu millete el kaldıranı, bu hainleri Allaha ,millete havale ettik. 
 
Şenay ÇOBANOĞLU
Misafir
 
Şenay
16. 22-08-2011 07:00
 
BAK SEN BU DEVLETİMİZİN İŞİNE, BİLEN VARSA BERİ GELSİN: 
Muhtarlar zor durumda.. Denilebilir ki, halkın oylarıyla halka hizmet için seçilen muhtarlar; aynı zamanda boy aynası işlevini yerine getirmekte; yurttaşlar muhtarın kimliğinde devleti görmektedirler. Vatandaşa en yakın devletin kurumu muhtarlıklardır. Her an halkın içinde ve halkın bütün dertleriyle yüzleşen, halktan biri olan muhtarlık kurumları, elinde yetki olmadan, kendisi zaten güç şartlar altında çalışan bu devleti temsil eden bu kurumlar, ne derece bu vatandaşların derdini çözmede yardımcı olur, bunu sizlerin takdirine bırakıyorum. Devlet bu muhtarlık kurumlarına, devletin adına, vatandaşın her bir resmi belgesini mühür basarak onaylayacak, bunun yanında, mahallesinin en büyük mülkü amiri pozisyonunda olan bu, muhtarlık kurumunlarına, devletin işleyen sistemi içinde bir imtiyaz sahibi olarak görmeyeceksiniz. Bu kurumlarda resmi olarak, bir isim vermeyeceksiniz. Bu zaten, halkının içinde, halkının gönlünü, halka yaptığı hizmetlerle orta koymuş, o bir mahallesinin ve köyünün muhtarı olmuştur. Halkı onu kendisine devletin en yakın bir kurumu olarak görmektedir. Ona Hızır gibi, her sorununda onu yanında, yaptığı hizmetleriyle görmektedir. Halkın muhtar olarak tanıdığı bu kurumları, üzülerek söylemek gerekir ki, devlet kendi kurduğu ve yürüttüğü teşkilatın içinde onu, bir taşeron gibi görüp, bu kurumları devletin içinde ona bir unvan vererek bu basireti göstermiyor.Devlet bu kurumlara üvey evlat olarak muamelesine devam ederek, bu kurumları kendi kaderlerine terk etmiştir. 
 
, Bu muhtarlık kurumuna, devlet olarak bir isim veremeyeceksiniz. Halk içinde bu muhtarlık kurumları, devleti temsil ediyor diye, halk bu muhtarlık kurumlarını kendine daha yakın buluyor diye, halk kendisi bu kurumlar sahip çıkıyor ve devletin bu kurumlara göstermediği değeri vatandaş elinden geldiği değeri bu kurumlara vermektedir. Halk bu muhtarlık kurumlarına gerekli saygıyı ve sevgiyi göstermektedir. Devletin bu kurumun, elindeki mühür eskiyince, yenisini alabilmeler için, önce yetmiş dokuz bin lira, bankaya mühür bedeli olarak, yatırılıyor ve o yatırdığı paraya ait banka dekontunu alıp, bir dilekçeyle valilik ve kaymakamlığa başvurup, öylece yeni muhtarlık mührüne sahip olabiliyor. Devlet bu kurumlara iki yüze yakın bir sorumluk vermiş ama bunun yanında, bu işleri yapacak bir çalışma ve hizmet yeri vermemiştir. Devlet bu sorumluğu yüklediği, bu muhtarlık kurumlarının kira, elektrik, internet, kırtasiye, ısınması için odun ve yahut kömür, su, telefon ve ayrıca bağ kurunu, yani bu harcamaları ve giderleri muhtar kendi cebinden ödemektedir, devlet bu harcamaları ve giderleri karşılamamaktadır. Kısacası bu kurumlar, ne atanmışlar gibi devletin imkânlarından istifade edebiliyor ne de seçilmişlere verilen devlet imkânlarından istifade edebiliyor. Devletin bu muhtarlık kurumlarını, hiç hatırlamadığı bir yerde, devletimiz, bu kurumlara birçok sorumluluk verirken hatırlatması çok garip bir durumu ortaya koymaktadır. Çünkü bu kurumların Allahtan başka sahipleri yoktur. Bu yetkisiz ve imtiyazsız, binlerce sorumluğu olan bu devletin muhtarlık kurumları, ülkemizin elli üç bin yerinde, devleti imtiyazsız temsil etmektedirler. Bu kurumlar bu imtiyazsız oldukları halde, halkıyla sıcak ilişkilerini kurup, halkın takdirine mazhar olmaktadırlar. O mahaldeki halk, vatandaşlar biz devleti, muhtar olarak görüyoruz. Çünkü o ilin valisine, kaymakamına ve belediye başkanına, bir talebimiz olduğunda iletişim ve irtibat kuramıyoruz, biz vatandaşlar ancak bir talebimiz olduğunda, muhtarı kendimize yakın buluyor çünkü ofisi mahalle ve köy içine her an açık, bu muhtarlık kurumuna gidip taleplerimizi aktarabiliyoruz. Kısacası muhtarımızla yüz yüze kolaylıkla görüşebiliyoruz ve sorunumuzu bu şekilde halledebiliyoruz diyor. Bu durum karşısında, baştaki idarecilerimiz, muhtarlara bazı özgür haklar vereceğiz ama devletin bu kurumlara ne verecekleri belirsiz çünkü bu kurumlar ne gibi haklar kendilerine verileceğini bilmemektedirler, sabır ve sükûnetle beklemektedirler. 
Çağımız; yerel demokrasinin güçlendirilerek yerel sorunların merkeze taşınmadan lokal bazda çözüme kavuşturulup, güvene dayalı ve sağlıklı bir devlet-yurttaş ilişkisinin ve işbirliğinin yaşamaya geçirildiği bir çağdır. Avrupa Birliği kriterlerinde de yerel demokrasi ve yerellik kavramına özel bir anlam yüklenerek bu konuda özendirici projeler uygulanmaktadır. Yerel demokrasi bağlamında muhtarlar; demokrasinin sinir ucu duyarlılığında ve yurttaşlarla iç içe yaşayan etkili kamu görevlileridirler. 
. DEVA OLAMAZLAR Demokraside ve kamu yaşamında etkileyici role sahip olan muhtarlar, günümüzde önemli sorunlarla karşı karşıyadırlar. Muhtarların vatandaş nezdinde problem çözen saygın bir konumda olması; ancak yasal pozisyonlarının güçlendirilmesiyle, özlük haklarının iyileştirilmesiyle, belediyelerle ve yerel yönetimlerle ilişkilerinin yasal çevrede yeniden düzenlenmesiyle mümkün olabilir. 35 bini köy, 18 bini de mahalle olmak üzere toplam 53 bin muhtarın her biri, bulundukları noktada devleti temsil etmektedirler. Kendileri dertli olan muhtarlar, vatandaşın derdine deva olamazlar. 
KONYA-Selçuklu İlçesi, Musalla bağlar mahalle muhtarı, Şenay ÇOBANOĞLUNUN verdiği bilgiye göre; muhtarların sorunlarına ilişkin çözüm önerileri özetle şunlardır: 
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 
- Muhtar ödenekleri (maaşları) yetersizdir; günün koşullarına göre yeniden düzenlenmelidir 
 Tüm muhtarlara, devletimiz çağın konumuna göre bir hizmet binasının verilmesi. 
Tüm muhtarların elek, su, kırtasiye, internet, telefon, ısınmasını ve ulaşımını devlet ücretsiz olarak karşılamalı 
 Bağ-Kur primleri devlet tarafından ödenmelidir. 
 Köylere nüfus oranına göre genel bütçeden pay ayrılmalıdır. 
 Muhtarlara çevreyi kirletenlere ceza kesme yetkisi verilmeli ve köy alacaklarının cezaların 6183 sayılı Amme Alacakları Kanununa göre tahsilinin sağlanması için yasal düzenleme yapılmalıdır. 
 Hazine arazilerinin bedeli mukabilinde muhtarlıklara devri sağlanmalıdır. 
 Muhtarların bir çatı altında toplanacağı (Türkiye Muhtarlar Birliği Kuruluş Kanunu) çıkarılmalı ve birlik, kamu tüzel kişiliği olan kurum haline getirilmelidir. 
 Muhtarlar, belediye meclislerinde yetkili kılınmalıdır. 
 Vatandaşlara kolay hizmet verebilecekleri çalışma büroları yapılmalıdır. 
 5490 sayılı Adrese Dayalı Kayıt Sisteminde muhtarlara özel yetki ve statü verilmelidir. Sonuç olarak: Vatandaş, muhtara baktığında devleti görmektedir. 
Buna benzer hususta muhtarlarımızın, durumları iyileştirmeli ve aldıkları kararlara saygı göstermeli ayrıca devletin tüm kurumları muhtarlıkların kararlarına itiraz değil, dikkate almalıdırlar. 
Bu muhtarlık kurumları, ülkemizin temel taşlarını oluşturuyor.Bir bina nasıl temelsiz ayağı da duramıyorsa, devletimizde bu kurumlar olmasa, ayakta duramazdır.Her mahalle ve köy iyi idare edilirse, devletimizinse idare şekli daha sağlıklı ve kolay olur.Çünkü ülkemizin her yerini örümcek gibi yuva yapmışlar.Ülkemizin her yerinde onlar yirmi dört saat vazife başındadırlar.Devletimizin hiçbir kurumu, onların bu üslendiği sorunlar karşısında, ağır şartlarda çalışmalarına rağmen,kendi üslendiği vazifesinin, büyüklük ve küçüklük şekline bakmadan,büyük bir fedakarlık içinde, ülkesine aşık olan, onun kalkınması ve yükselmesi için, ona verilen o kutsal görevi ,gece gündüz demeden,uzak ,yakın demeden,dağlık düz demeden,kar yağmur demeden,gönüllü olarak ,yirmi dört saat hizmet yapmaya kendisini ahd etmiştir. 
Lütfen baştaki idarecilerimiz bu kurumları görme zamanı gelme dimi. Daha kaçıncı bahara bu kurumların bu sorunları erteleyeceksiniz. Yazılı ve görsel basında, bu kurumlar hakinde güzel şeyler söylüyorsunuz,ama icraata gelince, elde var sıfır, yinede sıfır.Neyi bekliyorsunuz, gökten bir haberci bekliyorsunuz.Allah aşkına yeter, bu kurumlar bu şekilde çok yerde süründü, bu kurumları yerden kaldırmak zamanı gelmedi mi,daha ne zamana kadar bu kurumların bu çilesi devam edecektir. 
Bu durumu bilen varsa,beri gelsin. 
(ADALET MÜLKİN TEMELİDİR;)Bu kurumlarda devletin bir kurumu olduğuna göre, devletin idarecilerinden, kendilerine adaletli davranmalarını beklemektedir. Ülkemi seviyorum, saygılarımı sunuyorum. 
Şenay ÇOBANOĞLU 
20/08/2011
Misafir
 
şenay
17. 26-09-2011 19:49
 
MİLLET AĞLIYOR,VATAN ŞEHİDİNE 
Hiçbir düğün gördün mü, sessiz sedasız 
Başlar yere eğri, ağzı bıçak açmıyor. 
Herkes göz dikmiş, kırmızılı tabuda, 
Hıçkıra, hıçkıra ağlıyor vatan şehidine. 
 
 
Görmedim alışık olmayan seline. 
Sesiz bir bulut, kaplamış üstüne. 
Tanıdık tanımadık, hepsi üst üste. 
Kardeşçe omuz verdiler, vatan şehidine 
 
 
Bir ses yavrum diye bağırıyordu, 
Yatan yavrusunu içten çağırıyordu. 
Tekbir sesleri, yeri göğü vuruyordu.  
Dualarla eller açmış, vatan şehidine. 
 
 
Bir yiğidi vurmuşlar, satılmış itler, 
Batının Siyonist ajanları sirkte. 
Gözyaşı sel olmuş ıslak suratlar. 
Hepsi içten bakıyordu, vatan şehidine. 
 
Peygamberimizin ismidir, asker mehmedim. 
Peygamber ocağıdır, ordumun neferim. 
Avucunu açmış bekler peygamberim. 
Millet sel olmuş hüzünle bakar, vatan şehidine. 
Şenay ÇOBANOĞLU-26.09.2011
Misafir
 
Şenay
18. 07-10-2011 12:55
 
Başbakan Erdoğan'ın annesi vefat etti 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kederli günü. Başbakan Erdoğan'ın 83 yaşındaki annesi 7 Ekim 2011 Cuma sabahı İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Başbakan Erdoğan, annesinin durmunun ağırlaşması üzerine vefatı öncesi tedavi gördüğü hastaneye gitti.  
Başbakan Erdoğan'ın 83 yaşındaki annesi Tenzile Erdoğan, tedavi görmekte olduğu Kadıköy'deki bir hastanede hayata veda etti. Başbakan Erdoğan'ın annesi, bir süre önce kendisine konulan akit kolesistit tanısı nedeniyle safra kesesi ameliyatı geçirmişti.  
Tenzile Erdoğan'ın durumunun ağırlaşması üzerine başbakanın sabah saatlerinde eşi ve kızı ile birlikte hastaneye geldiği, ardından da vefat haberini aldığı bildirildi. Hastane, çeşitli bakan ve belediye başkanlarının ziyaret akınına uğrarken, Tenzile Erdoğan'ın cenazesinin 8 Ekim Cumartesi günü Fatih Cami'nde kılınacak öğle vakti cenaze namazının ardınan Karacabey Mezarlığı'nda toprağa verileceği açıklandı 
ALLAH MERHUMA RAHMET ETSİN,YAKINLARININ BAŞI SAĞ OLSUN.(ELBET HER NEFİS BİR GÜN ÖLÜMÜ TATACAKTIR)Her kişinin vakti ve saatı geldiğinde, ne bir saniye geri kalır ne de ,bir saniye ileriye gider.Esas ölüm insanlara bir ibret levhası sergilemektedir.Bu dünyada ne olursan ol , bir gün bu ölüm şerbetini içeceksin.Makamlar, servetler ,şan ve şöhretler hiç bir işe yaramaz.İstemiyerk nasıl dünyaya geldik isek ,yine istemiyerek bir gün bu yalan dünyayı , elbet bir gün terk edeceğiz..Akılı insan bu dünyayı terketmeden eğer güzel bir seda bırakmış ise, elbette o eseri dünyada durduğu müddetce o kişi, iyi anılacaktır.Allah bizleri sevdiği kullarlar beraber etsin.(Kendisine hakiki kul ve habibine hakiki mümetletler arasına katsın.Son nefesimizi verirken, kelime şadet getirerek, ruhumuzu vermeyi nasip etsin.İman kurandan ayırmasın.Hepinize saygılarımı sunuyor, sağlıkla kalın,mutlu kalın efendim. 
Şenay ÇOBANOĞLU 
Musallabağlar Mahalle Muhtarı 
07/10/2011
Misafir
 
Şenay ÇOBANOĞLU
19. 23-10-2011 20:46
 
Düzenle 
 
 
BU TERÖRÜ,ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDEN ÇIKARMAK İÇİN,BİR YURTTAŞIMIZIN,BİR ÇÖZÜM REÇETESİNİ SUNUYORUM;. 
 
 
20 Ekim 2011 Perşembe, 16:24 tarihinde Şenay Çobanoğlu tarafından eklendi 

 
 
Değişikliklerin kaydedildi. 
 
 
 
BEYLER KENDİNİZE VE KENDİMİZE GELELİM! 
 
İç ve dış mihrakçıların istediği oyuna gelmeyelim. Sağduyumuzu millet olarak ve halk olarak muhafaza edelim. Hiç bir kimsenin gönlü razı olmaz ve görmek istemez bu gelen şehit tabutlarına. Ülkemizin doğudan ve batısı, kuzeyi ve güneylisinin şehit evlerinde, bir figan var bir matem var, bir hüzün var. Ne olur bari ülkemizin bu hassas dönemden geçtiği bu sıralarda, tavan ve taban arasındaki bu didişme ve itişmeleri bir tarafa bırakarak, ülke insanı olarak, hep birlikte, bu terör sorununu neden çözemiyoruz. Nerde bir eksikliğimiz var. Nerelerde hata yaptık. Nerelerde ivedi olarak en kısa zaman içinde, acil bir çözüm almamız lazımdır. 
 
Bizler düşmanlarımızı uzakta ararken, tüm devlet olarak hazırlığımızı buna göre yaparken. Düşman burnumuzun ucunda, onları görmemezlikten geliyoruz. 
 
Türkiyenin bu günlerde, dünyada söz sahibi olduğu bu sırada, bu gibi hadiseler neden, üst üste gelmektedir. Bu dış mihrakların Siyonizm ve empeyalızim. Türkiyenin büyümesine teamülleri yoktur. Bu yüzden, her fırsat bulduklarında, ülkemizin hassas bam teline dokunarak, devleti işlemez duruma getirip, halkı panikleyip ve meydanlara çıkarmaktır. Ülkemizi karıştırmak istemektedirler. Malesef ülkemizde bazıları bilerek ve ya bilmeyerek bu alçakların oyununa gelerek, onlara yardımcı olmaktadır. 
 
Beyler aklınızı başınıza alın. Halkımız sizlerin bu mecliste ve meydanlarda ayrıca her gün medya karşına çıkıp, sanki bir marifetmiş gibi, biri birinize sataşıyorsunuz. Allah aşkına yeter, billâh aşkına yeter, bu manzaraları görmek istemiyoruz.Sizler görsel medya karşısında,biri birinizle itişip kalkışınca,bizlerde, bu ülkenin yurttaşları olarak ailece huzursuz olmaktayız.Kendimiz kendi işimize tam layık bir şekilde motifiye olamıyoruz.Sizlerden istirhamımız, bu gibi ne hoş olmuyan davranışlarınızı,görsel medya karşısında yapmamanızı diliyoruz. 
 
Bu devlet hepimizin devletidir. Sözle bir şeyler yapmak değil, özde bir şeyler yapmak lazımdır.. 
 
Bu ülkenin bir vatandaşı olarak ve o bölgenin halkını ve arazi şartlarını bildiğim için. Bende naçiz hane bir çözüm önerilerimi sunmak istiyorum. Benim büyük şirketlerim yok, ben yüksek bir bürokrat çocuğu da değilim. Kendi halinde yaşamakta olan,orta halli bir devlet memur emeklisiyim. Bu şehit haberlerine daha fazla tahammülümüz kalmadı. Sabahlara kadar huzursuz oluyoruz. Kendimi bu hal ve ahvalle işime kendimi veremiyorum. Çünkü ülkemin her uç ve bucağında civan yaşında olan Mehmetçiklerimin haberi beni deli ediyor. Lütfen beyler kendimize gelelim. Bu kangren olan bu olayı ülkemizin gündeminden çıkaralım. Dosta güven düşmana şahin olduğumuzu gösterelim. Sizler meclis çatısı altında kavga ederken, sizi seyreden taraftarlarınızda, biri birleriyle kavga ettiklerini biliyor musunuz. Orası yetmiş milyon insanı temsil eden, söz sahibi olan medeni insanların yeridir. O kutsal yer olan meclis çatısını, sokak kavgası yerine çevirdiniz. O meclisinde kendisine göre bir saygınlığı vardır. Han geçer yeri değil orası. Biraz vaktinizi kendi özel işlerinize değil memleket meselelerine ayırırsanız milletçe daha iyi ve sağlıklı bir tavır içinde olursunuz. Ülkem yanarken sizler nasıl rahat dolaşırsınız. Bir ailede, aile reysi duyarsız olamaz. Çaresizde olamaz. Malesef o meclise gönderdiğimiz kişileri, gerçekten ülkeyi iyi idare eden kişileri gönderme yolu olan, o sistemi bir kura bilsek. Her şey ekonomik durum etkiliyor. Nasıl parası olan okuyor ve parası olmayan okumuyor. Maalesef meclise ya adamı olan olacak veya ekonomisi iyi olan, oraları mekân etmişlerdir. Bazı vekillerimiz sanki orda doğmuş ve orda ölmek istemektedir. Seçim günü bir seçim yerine bir kendisini gösteriyor ondan sonra, keyfine bakıyor. Bu düzeni yıkmamız lazım. Bu ülkeyi kim iyi idare edebiliyorsa, ona bu ülkenin idaresini vermemiz lazım, o yolu o değerli insanlarımıza açmamız lazımdır. Lafla gemi yürütülmeyeceğine göre, lafla ülke yönetilmez. Yönetici bilgili, kişilik sahibi ve ülkesinin her yerindeki insanlarla iyi koordine kurması ve devlet olarak bir şehir ve kasabada değil, dağdaki çobanın yanında kendini hissetmesi lazımdır. Eğer dağdaki çoban ve oraya göç eden yaylaya çıkan şahısların yanında kendini hissettiremiyorsa. Eğer devlet o dağ ve bağlarda varlığını gösteremiyorsa, oraya başkaları kendi varlığını gösterecek ve oradaki yaşayan insanlara tahakkümünü gösterecektir ve kendi kontroluna altına almış olur. Şimdide öyle değimlidir. Terörist bizim ülkemizin toprak parçası üzerindeki yaşayan insanlarımızdan kendi kafasına göre vergi almıyor mu, alıyor. Neden devlet olarak buna mani olamıyoruz. Neden bunların bu hukuksuz yaptıkları bu işlere göz yumuyoruz. Neden bu terör sempatiklerine ve uzantısı olan siyasi görüşteki insanlara verdiğimiz önemi, doğu ve güney doğudaki insanlarımıza gösteremiyoruz. 
 
Devletimizin en kısa zamanda kendisini toparlaması lazımdır. Bu terör belasını bir an önce bu ülke halkının gündeminden çıkarması lazım, buna göre kararlı adımlar atarak, caydırıcılığını göstermesi lazımdır. 
 
Benim bir basit vatandaş olarak, oranın şartlarında büyüyen oranın iklimini bilen az ve çok oranın lisanı bilen, O civardaki arazileri azda olsa gözlemleyen. Bir vatandaş olarak, devletimizi bu husustaki almış olduğu çözümlerde benimde kendimce bir tuzum olsun diyerek, önerileceğim çözümlerim şunlardır, aşağıda sırasıyla açıklıyorum. 
 
Çözüm 1-Orda yaşıyan insanların,kılıf kiyafetini,inancına,ırkına,konuşacak lisanını yönünden devletimiz yardımcı olacaktır,köstek olmuyacak.Bu husustaki farklılıkları devletimiz,serbet bırakacak.Üstelik vatandaşın bu hususundaki isteklerini yerine getirmek için,devletimiz vatandaşımıza yardımcı olması lazımdır. 
 
Çözüm 2-Bölgeler arasındaki gelir dağılımı farkını ortadan kaldırmamız lazım. 
 
Çözüm 3-Bölgeler arasındaki bu sosyal dengesizliği ortadan kaldırmamız lazım.Bir devlet memurunun, görev hizmetinde,batı ve şark kavramını kaldırmamız lazımdır. 
 
Çözüm 4-Devletimizin oralarda görev yapmakta olan, memurları, o insanımızın lisanı bilen kişilerden seçmeliyiz. Bu kurumlar ise şöyle sıralayabiliriz. (A)-Emniyet görevi yapan asker ve polis. (B)- Orda görev yapan dinayet ten görevliler. (D)-Devletin orda sağlık görevi veren doktor ve hemşireleri.(E)-Orda devletin adalet bakanlığına bağlı olan savcı ve hekimleri. (F)-Devletin o bölgelerde milli eğitime bağlı öğretmenler. (kısacası o bölgede devletimizin hizmet yaptıkları tüm görevli memurları, o bölgede yaşamakta olan insanlarımızın lisanı bilmesi ve kültürüne yabancı kalmama için,kendi çapında iyi yetişmiş , devletine güven veren dürüst ve çalışkan kişilerden seçilmiş olmalıdır.O bölgede yaşıyan insanlara,her hususta, her konularında yardımcı olmak lazımdır.Ordaki insanlarımız bu devlet memurlarına güvenmesi lazımdır,kendilerinden biri olarak bilmesi lazımdır.  
 
Devletimiz bu bölgedeki halkımızı, elinden geldiği kadarıyla ihmal etmiştir, bu gün bu terör belasının sebeplerinden biride bu, ilgisizliğimizin yansıttığı durumlardır sanıyorum. Oradaki hastayı iyi bilmemiz lazım ki, ona göre reçete yazılıp uygulansın. Sipariş üzere reçete yazılırsa, neticede sonuç işte böyle vahim hadiselerle devletimiz karşı karşıya gelmiş oluruz. Bu tatsız olaylarda, şehit evlerini çok üzdüğü kadarı biz Türk milleti olarak ta, çok üzülüyoruz. Bu civanlar kolay, kolay aileleri tarafından yetiştirilmiyor. Nice hasretlerle ve nice titizlikle bu civan olan Mehmetlerim yetiştiriliyor. Bu şehit olan gençlerimizden kimi aileleri yeni nişan takmış düğün hazırlık içinde olanlar. Kimi şehit aileleri bu askere gönderdikleri bu Mehmetlerden, bir işe girip evinin geçimini sağlaması için bekleyen ana ve babalar var. Bunu gibi nice şehit aileleri askerden dönecek çocukları için nice hayalleri ve planları vardı. Ama şu an bu şehit ailelerin evlerindeki insanların yüreği kanıyor, ciğerleri ateşin düştüğü kor ateşle yanıyor. Bu şehit aileleri perişan ve çok büyük bir üzüntü içinde yaşamaktadır. Allah bu ailelere sabır versin, Allah bir daha böyle olaylarla karşılaştırmasın. Allah o şehidimize rahmet etsin. Şehidimizin yeri ve mekânı cennet olsun. Türk milletinin de başı sağ olsun. Türk milleti büyük bir milletir. Bu milletin içinde kürdü, lazı, çelkezi, Arnavutlu, boşnağı ve nice değişik ırktan oluşan bir milletir. Bu devleti Allahtan başka hiçbir Kudret yıkamayacaktır. Bu Türk milleti geçmişte, kendisini yıkmak isteyenlere, çok güzel ders vermiştir, ama bunlar utanmaz bir milletirler ve devlettirler. Onlara bu defa bu Türk milleti, bir vücut olup, bu iç ve dış mihrakçılara gereken ders verilecektir. Bu sefer onların anlayacağı bir ders olacaktır. Dünya durdukça onlar bu Türk milletinin tokatının acısını unutmayacaktır. Belki o zaman akılları başlarına gelir. 
 
Bizler millet ve halk olarak tüm bu faklı kültür ve dil ayrıca diğer hususlarımızı bir tarafa bırakarak. Bu Türkiye Cumhuriyetimizin bakası ve kalkınması ve dünyada söz sahibi olması için, bir araya gelerek, tek ağızdan bu gafillere gereken dersin verme zamanı çoktan gelmiş olduğu zanediyorum.  
 
Bizi tanımıyorlarsa, onlara kendimizi, hukuk içinde tanıtmamız lazımdır. Devletimiz ve halkımız bunu bizlerden bekliyor. Ülkemde halkımızın hangi konumda olursa olsun, devletimize yardımcı olmamız lazımdır. Paniğe yer yok. Bu haince yapılan bu olaylara sağduyu ile yaklaşmamımız lazım, hemen paniklenmemeliyiz. Çünkü düşmanında istediği oyun budur. O ülke halkını kargaşa durumuna getirip ve istediği planı rahat uygulamaktır. Bizler Türk milleti olarak Edirne den Van'a kadar tüm halk, olarak düşmana karşı kenetlendiğimizi göstererek, dosta güven düşmana korku vermemiz lazım. Metanetli olalım, iç çekişmeden uzak duralım. Ülkemiz çok hassas bir durumdan geçmektedir. Bir olalım ve diri olalım. Hainlerin bu yaptığı vahşetin karşılığını mislinden daha büyük bir,misliyle ödeneceğini bilmesi lazımdır.Bu Türk milletini kimse bölemez ve parçalamayacaktır. Hevesleri kursaklarında kalacaktır. Türk milleti tekrar söylüyorum büyük bir devlettir. Dünya durdukça kale burçlarındaki ay yıldızlı bayrağı dalgalanacaktır. Semaya uzanan cami minarelerinden ezanlar susmayacaktır. Bir yurtaşımızın bir naçiz yorumudur.( Bu sırada ülkemizdeki, Van ve erciş ilçe ve köylerinde,7,6 tı olan depremden dolayı,çok sayıda halkımızın can ve mal kaybı olmuştur.Ülke insanları olarak şehitlerinin acısını ve üzüntüsünü ,gönlünde çok derin bir şekilde yaşarken,o felaketin acısını unutmadan,bunun üzerine aniden,bu deprem felaketiyle karşılaşmamız, ülke insanları olarak bizleri daha çok,üzmüştür.Allah bu depremde ölen vatandaşlarımıza, allahtan rahmet dileriz,yakınlarına baş sağlığı dileriz.Allah bir daha böyle felaketlerle, bu ülkeyi karşıkarşıya getirmesin.Allah bu ülkeyi ve bu ülke insanlarını ,tüm falaketlerden korusun.) Hepinizi saygı ve hürmetle selamlarım. Sağlıkla kalın ve mutlu kalın. 
 
Şenanay ÇOBANOĞLU 
 
22.10.2011
Misafir
 
Şenay
20. 27-10-2011 21:04
 
ÜLKEMİZ NE ZAMAN, DEPREM,SEL VE YANGIN FELAKETLERİNDE EMİN OLACAK. 
24/EKİM/2011de bir Pazar günü idi, doğu bölgesinin birçok il ve İlçesinde işsizlik yoğunu çok olduğu için, o bölgenin erkeklerinin çoğu, bırakın hafta tatilini, diğer sair günlerde de işe gidemedikleri için, vakitlerini eğlenme yerleri olan, kahvelerde ve ona benzer olan yerlerde geçirmektedirler. 
Günlerde hafta tatili olunca(Pazar)tabi bu arada yalnız o bölgedeki, insanlar değil, devlet memuru olan, ekseriyeti öğretmenler ve askerler, arkadaşlarıyla birlikte, güzel bir gün geçirmeleri için, o bölgelere mahsus olan, eğlenme yerleri olan kahve ve kulüplerde kâğıt ve bilardo oynayarak günlerini geçirmeye çalışmaktadırlar. 
Ayrıca çocukların oynadığı bilgi sayar oyun yerleri olan, internet kahvelerde vakitlerini değerlendiriyorlardı. 
İşte böyle bir ahval ve şerayat durum karşısında 7,2 depremiyle gündüz saat bir ve bir buçuk arasında olan bu deprem felaketi, ortalığı bir kıyamet senaryonu na çevirmiş olmuştu. 
Yığılan beton ve toprak altındaki ve toprak üstündeki insanların, feryat ve figan sesleri biri bine katılmış, her yer enkaz yığınlarıyla dolu, Gözler ne hoş olmayan, başka manzaralar seyrediyor. Kulaklar ne hoş olmayan, korkunç insanların kurtarmak için, çığlık sesleri olan feryat ve figanlarını algılıyordu. Burun ne hoş olmayan, toz duman kokusu olan kokuları alıyordu. Bir küçük kıyamet senaryoları sanki önümüzü konulmuş, bu zavallı ve kaderine terk edilmiş insanlar bunların figüranı gibi oynuyordu. Yıkılan binaların altında, çıkarılan, canlı ve ölü deprem zadelerine, oradaki kurtarmacıların çalışmaları anında, insanların dillerini uçuklatacak ve insanı unutulmayacak dünyayı büyük dehşete düşürecek olaylarla karşılaştık. 
Çevrede binlerce bina yıkılmış, bu binaların içinde kurtarılmak için, yardım beklerken, Bir kurtarma yerinde, çalışmalar çok hassas bir şekilde ilerlerken, bir annenin cesedi altında bir çocuğun kurtarılmasına şahit olduk. Anne çocuğu için gözünü hiç kırpmadan canı feda ederek, çocuğunun canı kurtarmıştı. Bir kurtarma yerinde, anne kısa bir süre içinde bir çocuk dünyaya getirmiş,bu zaman zarfında, bu korkunç felaketle karşılaşarak beton yığınları altında kalmış, anne çocuğunu kucağına sıkım,sıkı bir şekilde kucaklamış ve çocuğunu bir uzun süre kendi südüyle besliyor ve sütü bitince ağzındaki tükürüklerle çocuğunu yaşamaya bağlaması için,büyük bir mücadele verirken, enkazın üstekileride sabırsızlıkla beton enkazlarının altındakilerini krtarmak için büyük mücadeler veriyordu.Gururla andığımız bu kurtarıcılar,uzun bir çalışmaları esnasında,bu enne ile yavrusunun kurtulmasına şahit oluyorlardı.Bunu gibi nice ciğerimizi ağzımıza getiren,sevinç ve hüzünlü kurtarma oparasyonlarına şahit olduk. 
Ben bu yazımı kaleme alırken,bir saat evvel bir çocuk daha enkazlar arasından kurtarıldı.Çok sevinçliydik.Ama bunun yanında antalyadan gelen,bir anne öğretmen olan, kız çocuğunu üç gündür elindeki resmiyle, her her enkazın başına giderek,ordaki kurtarıcı ekip arkadaşlara soruyor ve bulamayınca o perişan ve hüzünlü durumunu kamuoyu ile paylaşıyordu.Üç gün sonra birkaç dakika önce o anneninde o gece ve gündüz aradığı kızının cesedine enkazlar arasında bulmuştu.Yüreği buğruktu ama çocuğunun cesedine kavuşmuştu. 
Bu büyük depremin felaketinde, ülkemiz bu doğu bölgesinin bu il ve ilçe ayrıca köylerine, bir çok insanını kaybetti.Bir çok insanınıda yaralı bir şekilde, ülkenin çoğu hastanelerinde tedavileri devam etmektedir.Bu arada bir sürü binaların ,yıkılması sonucunca, ordaki halkımızın mal kaybı oldu. 
Şu anda bu deprem enkazları kaldırmaya çalışılmaktadır.Ama bu saatten sonra, bu deprem enkazlarının altında, canlı çıkarmak biraz,zor görünmektedir.Çünkü bir insanın ac,susuz ve havasız yaşıya bilmeleri için bu imkanlar, süre uzadıkca, bu sağ kalan insanların kurtalırması bir mücize olur sanırım.Tabi yine Allahın takdirindedir, o ne isterse o olur.Biz insanların onun felaketleri karşısında azıc kalırız.Allah bir daha böyle bir depremle ülkemizi karşı karşıya koymasın. 
Bizlerin devlet olarakta, bu Van depreminde iyi bir afet koordinesi kuramadık. O bölgedeki yaşayan insanlara, oranın ağır iklim koşullarında bildiğimiz halde, neden aynı aksaklıklar devam ediyor millet olarak bunu ilgili idarecilerimize arz olunur. 
Orda ki sağ olan deprem zadelerin çoğu, çocuklarıyla birlikte, yağan yağmur ve kar altında gece ve gündüzünü geçirmektedir. Maalesef devletimiz bu durumda yetersiz kalmaktadır. Oradaki depremzedeler aileleriyle birlikte sokaklarda çaresiz ve perişan bir vaziyettedir. Onlara devletimiz bir barınma yeri olan, bir çadırı kurup veremedi. İnsanların bir barınma yeri yoksa yemek içmek bu insanlara ne kadar yarar getirecektir, onuda sizlerin takdirine bırakıyorum. 
Hâlbuki biz devlet olarak, böyle afetlere yabancı değilizdir. Buna göre neden sağlıklı bir hazırlığımız yoktur. Bu büyük felaketlerle karşılaştığında, neden birçok eksikliğimiz ortaya çıkmaktadır. 
Halkımıza bir çadır dağıtmakta, iyi bir koordine kuramadık. bu organizeyi başımıza ve gözümüze bulaştırdık. Çadır alamayan, afet zadelerin suların içinde kalarak, sığınacak yer olarak, her an yıkılmakla karşı karşıya kalan binalara sığınmak zorunda kalınıyor. Sözde birçok, ehli olan, kendi dalında uzman olan kurtarıcıların çalışmaları esnasında, depremde yıkılan molozların altından bir can kurtarırken, büyük bir çaba sarf ederek, diğer yandan, bu afetten sağlam kutulan insanlarımızı, sağlıksız bir şekilde onları kedi hallerine bırakıyoruz. Eğer bu felaketten kurtulan insanlarımız, bu sağlıksız koşullarda ölürse, devletimiz bu duruma nasıl bir şekilde tavır alacak, doğru çok merak ediyorum. 
Hâlbuki bu deprem felaketleri bu bölgenin, kaderlerinden biridir. Buna devlet olarak iyi hazırlanmış olmamız lazımdır. 
Ankarada bu hususta büyük bir afet koordine merkezi kurulmalı. Bu merkezde tüm illerin deprem fay hattı ile ilgili, sıra göre konumlandırmalı ve devletimizin Kızılay derneği olan halkımızın her sıkıştığında yanında olan bu iyilik meleği olan bu derneğin, yardım depoları, en çok deprem olan afetle karşı karşıya kalan, illerin büyüklüğüne göre, konumlandırmalı olması lazımdır. Devletimizin bu Kızılay depolarındaki malzemelerin, bu deprem felaketli olan illerin ve ilçelerin insanlarına sağlıklı bir şekilde ulaştırmaları lazım değimlidir. Büyük felaketlerin karşısında çaresiz ve perişan kalan insanlara, bir an önce, devletimizin bu Kızılay kuruluşunun, yardımlarını sağlıklı bir şekilde ulaştırmak o felakete karşı, karşıya gelen halkımızın yardımına yetişmek, o halkımızın o sıkıntısı gidermek için bir an önce devletimiz elini uzatması lazımdır.  
Halkımız o felaketler karşısındaki, şaşkın ve çaresiz durum karşısında, devletimizin uzanan eli olan şefkat elini, kendilerine uzatılmasını içten bekler. 
Ama bu Van depremi, Kızılay yardımının dışında, ülkemizin çoğu illerinden ve ayrıca dünyanın diğer devletlerinden bu Van ilimizin felaketle yüz yüze olan insanlarımıza yağmaya başladı. Ama devletimiz bu gelen yardımları, halkımızın felaket zadelerine sağlıklı bir şekilde ulaşmasında, maalesef görevini tam layık bir şekilde yerine getirmemiştir. Bunu devlet olarak kabullenmemiz lazımdır. Bunda sonra bu yardımların sağlıklı ve güvenli bir şekilde dağıtılmasını koordineli bir şekilde kurması lazımdır. 
Bundan sonra yapılan binaların depreme dayanıklı olmasına çok dikkat etmemiz lazımdır. Eğer insanımızın ölmesini istemiyorsak, evet doğrudur istemiyoruz. O zaman bu hususta meclisten kanun ise kanun çıkaralım. Bu kanunları cesaretle uygulamamız lazım, yoksa bu gibi trajedi acılı ve hüzünlü olayları çok seyrederiz. 
Kaçak yapılara kesinlikle devlet olarak müsaade etmeyelim. Bir oy alma için,bu insanların kaçak yapılarına göz yumamayız.Halkımıza ucuz ve kolay ödeyebilecek koşullarda ev sahibi yapmamız lazımdır.Bu koşulları oluşturarak halkımızın önüne koyarsak,halkımızın mutlu olması, devletimizin de mutlu olması demektir. 
Allah bir daha ülkemizi böyle bir deprem falaketiyle karşı karşıya koymasın.Bu depremde ölenlere Allahtan rahmet diliyoruz,yakılarına baş sağlı diliyoruz.Yaralı olanlara Allahtan şifa diliyoruz, bir an önce eski sağlıklarına kavuşmalarını diliyoruz.Devletimizin tüm insanlarımızın başı sağ olsun.Tüm farklı görüş ve düşüncede olsak bile,halkımızın böyle Sel,yangın ve deprem falaketleri karşısında, bir araya gelerek bu üzüntümüzü paylaşarak hafifletip bilmesini biliriz.Bu biri birimizi bir araya getiren,bu duygumuz hiçbir dünya devletinin milletlerinde göremezsiniz.Bu meziyet has olarak bizim türk milletine mahsustur.Büyük bir imparatorluğun mirascısı olan, bu türk milleti,yine tarihteki o saygın olan o yerini alacaktır.Çünkü bazı dünya ülkeleri ,Türkiye cumhuriyeti devletinin bu konumunu sabırsızlıkla beklemektedir.Tabi bunun yanında,kendilerini açıka çıkarmıyor ama maalesef devletimizin büyümesini ve kalkınmasını istememektedir.O düşman devletle inadına büyüyeceğiz ve en kısa zamanda doslarımızında yanımızada durarak,dünyada ,dosta güven,düşmanın korkulu rüyası olacağız.Allah yardımcımız.Allah bu ülkeyi ve insanlarını birlik ve dirliğinden ayırmasın.Dünya durdukca ne bu bayrak insin nede bu ezan sussun. 
Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar! M. Kemal Atatürk 
Şenay ÇOBANOĞLU 
28/10/2011
Misafir
 
Şenay

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

 
< Önceki   Sonraki >
Bandırma, Bandırma Haber, Bandırma Eğlence ve Yaşam Sitesi Balıkesir'de gazeteler siyah çıktı - Bandırma, Bandırma Haber, Bandırma Eğlence ve Yaşam Sitesi - Bandırma, Bandırma Haber, Bandırma Eğlence ve Yaşam Sitesi

Son Eklenen Yorumlar

Denizanaları yurda döviz kazan...
merhaba muhasebe mezunuyum tecrübem var ön muhasebe konusund...
30/11/11 15:17 Devamı...
Kim: dilek

Cemal Yıldırım tersanesi faali...
ÇOK GÜZEL BİR İLETİŞİM YOLU OLARAK DEĞERLENDİRİYORUM BU SAYF...
30/11/11 13:09 Devamı...
Kim: AYGÜNEŞ GEMİCİLİK LTD ŞTİ

Cemal Yıldırım tersanesi faali...
ben balıkesirliyim staj yapacak yer arıyorum bölümüm gemi in...
17/11/11 10:06 Devamı...
Kim: ozan

Halk Eğitim kursları başladı
aşcılık kursu ne zaman
16/11/11 20:48 Devamı...
Kim: erdal

Liman Avm,otel ve Belediye Sar...
BÖYLESİNE SAĞLAM VE AKILCI YATIRIMLARIN MİMARI OLAN AYHANLAR...
02/11/11 12:48 Devamı...
Kim: NECAT YAVUZ

Cemal Yıldırım tersanesi faali...
15 senedir yat çekek kızakcısıyım kriz bizide vurdu iş arama...
01/11/11 16:11 Devamı...
Kim: yunus uyanık

Balıkesir'de gazeteler siyah ç...
ÜLKEMİZ NE ZAMAN, DEPREM,SEL VE YANGIN FELAKETLERİNDE EMİN O...
27/10/11 21:04 Devamı...
Kim: Şenay

Çınarlı Mahallesi hizmet bekli...
bu cınarlı da ben oturuyom :cry
25/10/11 12:55 Devamı...
Kim: sercan

Ankaralı Bandırmalılar da dest...
Merhabalar, üye olmak istiyorum, size nasıl ulaşabilirim.......
24/10/11 14:03 Devamı...
Kim: İLKAY BERKAN UTLU

Balıkesir'de gazeteler siyah ç...
Düzenle BU TERÖRÜ,ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDEN ÇIKARMAK İÇİN,B...
23/10/11 20:46 Devamı...
Kim: Şenay

En pişkini Erya çıktı!
bandırmayı dolandırması daha bitmedi ki, biraz daha üçüncü k...
11/10/11 20:47 Devamı...
Kim: misafir

Erya'ya Dikkat..!
şimdi de bandırmada işlerini yaptırdığı arkadaşını dolandırm...
11/10/11 20:42 Devamı...
Kim: misafir

Ticaret Lisesi, Bandırma'nın g...
9 f deyim:) okulu ck seviom:)
10/10/11 14:06 Devamı...
Kim: ergün

Ticaret Lisesi, Bandırma'nın g...
ben bu okuLdayım çokta memnunum son senem :) :)
10/10/11 13:28 Devamı...
Kim: a.ilknur

Balıkesir'de gazeteler siyah ç...
Başbakan Erdoğan'ın annesi vefat etti Başbakan Recep Tayyip...
07/10/11 12:55 Devamı...
Kim: Şenay ÇOBANOĞLU

Fransız Otomobil Üreticisi Peu...
yöre halkına hayırlı olsun büyle bir fabrika açılsa yuzbinle...
04/10/11 16:20 Devamı...
Kim: çetin çiftçi

Özel Hastane 1 Mayıs'ta açılıy...
bandırmaya başka özel hastane kesinlikle lazım ama eğer yeni...
04/10/11 12:48 Devamı...
Kim: misafir...

Kemik unu fabrikası mercek alt...
slm ben kemik fabrikasında çalışan ustayım kemik fabrikası i...
03/10/11 13:52 Devamı...
Kim: alihan

Soyadı Şekerci ama davranışı Z...
recep şekerci oraya gelmek için kayıncosu cemal öztaylana du...
01/10/11 16:43 Devamı...
Kim: MİSAFİR

Bandırma'da gemi operasyonu
bu krızde ceplerını doldurmak ıcın ıyı cesaret dogrusu.... ...
30/09/11 13:50 Devamı...
Kim: esref

Kütüphane internet ağına dahil...
arkadaşlar kütüphaneye nasıl kayıt olabiliriz
28/09/11 16:19 Devamı...
Kim: çağatay

Erya'ya Dikkat..!
tescilli dolandırıcı olduğu kesin. Çünkü artık adalette onu ...
28/09/11 14:39 Devamı...
Kim: misafir

Balıkesir'de gazeteler siyah ç...
MİLLET AĞLIYOR,VATAN ŞEHİDİNE Hiçbir düğün gördün mü, sess...
26/09/11 19:49 Devamı...
Kim: Şenay